Anasayfa  
   
Anasayfa
   
  Atatürk Dosyalar Etkinlikler Planlar Oyunlar Dökümanlar SoruBankası ilkokuma
   
 
Menü
ilkokuma.com
ilkokuma.com Anasayfa
ilkokuma.com
ilkokuma.com HABERLER
ilkokuma.com
ilkokuma.com Okul Yönetimi
ilkokuma.com
ilkokuma.com Toplantı Tutanakları
ilkokuma.com
ilkokuma.com Sınıf Dosyaları
ilkokuma.com
ilkokuma.com Soru Bankası
ilkokuma.com
ilkokuma.com Yazılı Soruları
ilkokuma.com
ilkokuma.com Yıllık Planlar
ilkokuma.com
ilkokuma.com Zümre
ilkokuma.com
ilkokuma.com Şube Öğretmenler
ilkokuma.com
ilkokuma.com Belirli Günler ve Haftalar
ilkokuma.com
ilkokuma.com Rehberlik
ilkokuma.com
ilkokuma.com Sosyal Etkinlik
ilkokuma.com
ilkokuma.com Öğrenci Meclisi
ilkokuma.com
ilkokuma.com Performans Görevi
ilkokuma.com
ilkokuma.com SBS
ilkokuma.com
ilkokuma.com


İlköğretim

ilkokuma.com
ilkokuma.com Okul Öncesi
ilkokuma.com
ilkokuma.com İlk Okuma-Yazma
ilkokuma.com
ilkokuma.com 1. Sınıf
ilkokuma.com
ilkokuma.com 2. Sınıf
ilkokuma.com
ilkokuma.com 3. Sınıf
ilkokuma.com
ilkokuma.com 4. Sınıf
ilkokuma.com
ilkokuma.com 5. Sınıf
ilkokuma.com
ilkokuma.com Türkçe
ilkokuma.com
ilkokuma.com Matematik
ilkokuma.com
ilkokuma.com Fen ve Teknoloji
ilkokuma.com
ilkokuma.com Sosyal Bilgiler
ilkokuma.com
ilkokuma.com İnk. Tar. ve Atatürkçülük
ilkokuma.com
ilkokuma.com İngilizce
ilkokuma.com
ilkokuma.com Din Kültürü ve Ahlak Bil.
ilkokuma.com
ilkokuma.com Görsel Sanatlar
ilkokuma.com
ilkokuma.com Müzik
ilkokuma.com
ilkokuma.com Beden Eğitimi
ilkokuma.com
ilkokuma.com Teknoloji ve Tasarım
ilkokuma.com
ilkokuma.com Trafik ve İlkyardım
ilkokuma.com
ilkokuma.com Reh./Sosyal Etkinlikler
ilkokuma.com

Bilgisayar
ilkokuma.com Çizelgeler
ilkokuma.com
ilkokuma.com Sunular
ilkokuma.com
ilkokuma.com Etkinlikler
ilkokuma.com
ilkokuma.com Müzikler
ilkokuma.com
ilkokuma.com Eğitsel Oyunlar
ilkokuma.com
ilkokuma.com Şiirler
ilkokuma.com
ilkokuma.com Fıkralar
ilkokuma.com
ilkokuma.com Masallar
ilkokuma.com
ilkokuma.com Bilmeceler
ilkokuma.com
ilkokuma.com Tekerleme
ilkokuma.com
ilkokuma.com Tiyatro Teksleri
ilkokuma.com
ilkokuma.com Okul Gazesi
ilkokuma.com
ilkokuma.com OGYE/TKY
ilkokuma.com
ilkokuma.com Video
ilkokuma.com
ilkokuma.com Bilgisayar
ilkokuma.com
ilkokuma.com Özlü Sözler
 

ilkokuma
ilkokuma.com
ilkokuma

 

SAĞLIK

Kanserle mücadele de elmas mucizesi

Kansere çözüm ne zaman bulunacak? Bilim insanları umut verici araştırmalar ortaya koyuyor. Bunlardan en yenisi de nano elmasların, kanserle mücadelede 10 kat daha olumlu sonuçlar alınmasına yaradığını gösterdi. Kansere çözüm ne zaman bulunacak? Bilim insanları umut verici araştırmalar ortaya koyuyor. Bunlardan en yenisi de nano elmasların, kanserle mücadelede 10 kat daha olumlu sonuçlar alınmasına yaradığını gösterdi.Chicago’daki Northwestern Üniversitesi’nde yürütülen kanser araştırmalarında biyotıp mühendisi Dr. Dean Ho nano elmaslar ile çalışıyor, ancak laboratuarı ışıldayıp parıldamıyor. Dr. Dean Ho’nun çalıştığı nano elmasların kimyasal yapıları bildiğimiz mücevherlerde kullanılan elmaslara benziyor ama bunlar bir kum taneciğinin trilyonda biri küçüklüğünde oldukları için çıplak gözle görülmesi neredeyse imkânsız.
Nano elmasların mucizevi özelliği
Bu mikroskobik parçacıklarının kanser tedavisindeki mucizevî işlevini Dr. Dean Ho şöyle izah ediyor:''Nano elmas da karbondan oluşur ve büyüklükleri 2 ila 8 nanometre arası değişir ama sıra dışı özelliklere sahipler. Bu nano elmaslar, dış yüzünde çeşitli ilaçları bağlayabiliyor ve kanser hücrelerinin içine nüfuz edip daha sonra da yavaşça o ilaçları dağıtabiliyor. Vücuda zarar veren zehirli etkisi yok ve sindirimi de kolay. Biraz asit, bir değirmen ve ultrason ışınları ile kolayca, aynı biçimde tanecikler elde etmek de mümkün. İşte bütün bu özellikleri, nano elmasları tıp biliminde çok ilginç ve özel kılıyor.''Bugüne kadar kanserle mücadelede karşılaşılan en büyük sorun, kanser hücrelerinin, kansere karşı olan ilaçları hücre dışına atması ve ilaçların bu dirençli tümörlere bir türlü etki edememesiydi. İşte nano elmaslar özellikle göğüs kanseri gibi agresif kanser türlerinde bile, normalde dışarı atılan kemoterapi ilaçlarını, kanser hücresinin içine taşıyıp orada uzun süre kalmasını ve etkisini göstermesini sağlayabiliyor.
En agresif kanser türlerinde de etkili
Northwestern Üniversitesi’nde bu araştırmayı yürüten biyotıp mühendisi Dean Ho ve ekibi, nano elmasların gücünü test etmek amacıyla bu parçacıklara Doxorubicin adlı kanser ilacını bağlamışlar. Ardından bu parçacıkları Doxorubicin’e yüksek direnç gösteren göğüs kanserli bir fareye enjekte etmişler. Alınan sonucu Dean Ho şöyle açıklıyor:''Normal olarak, ilaç hemen hücre dışına atılırdı ve kanser hücresine etki etme şansı olamazdı. Ve bu yüzden bizim göğüs kanserli kobaylarımızda tümör ilerler ve hayvanlar ölürdü. Ama nano elmaslar sayesinde ilaç, kanser hücresine girip uzun süre kalabiliyor ve kobayın bir haftalık ömrü haftalarca uzuyor. Bu da çok büyük bir gelişme anlamına geliyor.''
''Yan etkisi yok''
Kanserle mücadele ilaçları nano elmaslar sayesinde 10 kat daha fazla etkili oluyor. Ayrıca şimdiye kadar tespit edilmiş herhangi bir yan etkisi de bulunmuyor. Aksine vücuda uyumlu ve sindirimi de kolay. Dean Ho, nano elmasların sadece tümörlerde değil, tıp biliminde genel olarak bütün ilaçların etkisini daha da artırabileceğini düşünüyor.Ancak nano elmasların insanlar üzerinde denenmesi için daha uzun yılların geçmesi gerekecek. Çünkü elmaslı ilaçlar piyasaya çıkmadan önce çeşitli kobaylar üzerindeki etkilerinin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekiyor. 23.Mart.2011

 

Avrupalılar daha uzun yaşıyor
Yeni bir araştırmaya göre, artan obezite sorununa rağmen, Avrupa'da ortalama ömür uzuyor. Sonuçları Journal of Epidemiology dergisinde yayımlanan araştırmayı yürüten profesör David Leon, bunun en önemli nedenlerinden birinin kalp hastalıklarına bağlı ölümlerde görülen azalma olduğunu söylüyor.Leon, kalp rahatsızlıklarına bağlı ölümlerde en büyük düşüşün İngiltere'de yaşandığını söylüyor, "Bunun bir nedeni tedavi yöntemlerinde kaydedilen ilerlemeler, diğer bir neden ise sigara ve diğer risk faktörlerinde görülen azalma" diye ekliyor.Obezitenin yüksek gelirli ülkelerde ortalama yaşam süresini etkileyeceğinden kaygı duyuluyor.Araştırma, henüz bunun gerçekleştiğine dair bir bulgu olmadığını söylüyor ancak Profesör Leon, obezitenin etkilerinin görülmesi için erken olabileceğini de kabul ediyor. Leon, "Henüz çocukluklarından itibaren obez olan yetişkinlerde obezitenin etkisini görmedik. Bu insanların ortalama ömrünün nasıl etkileneceğini tahmin edemiyoruz" dedi. Araştırma yüksek miktarda sağlık harcaması yapılmasının ortalama yaşam süresinde artış anlamına gelmeyebileceğini de tespit ediyor.2007 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde ortalama yaşam süresi 78 yıl iken, İngiltere'de 80 olduğu araştırmanın bulguları arasında. 21.Mart.2011
Kaburga kıkırdağından kulak
Doğduğunda sağ kulağı olmayan dokuz yaşındaki bir çocuk için kaburgasından alınan kıkırdaklarla yeni bir kulak yapıldı. Ethan Giles-Bowman, bebeklerin yüzlerinin tam olarak gelişmemesi sonucuna yol açan Goldenhar Sendromu adlı bir hastalığa yakalanmıştı. Hastalık Ethan'ın sağ kulağının olması gereken yerde sadece bir et parçası gelişmesine yol açtı.Ethan, saçlarını uzatarak gelişmemiş bu uzvu gizlemeye çalışıyordu.Ancak Londra'daki Royal Free Hospital'daki cerrahlar bu soruna çözüm sağladı.İngiltere'de yeni denenmeye başlanan öncü nitelikteki bir ameliyat sayesinde Ethan şimdi, yeni kulağını kısa saç kesimiyle gururla sergiliyor.Yeniden geliştirme süreci, kulağın olması gereken yerdeki dokuyu çekip esneterek başlıyor. Böylece deriden bir kese oluşturuluyor.Daha sonra kaburgadan alınan üç ufak kıkırdak parçasına kesici aletlerle şekil veriliyor.Bunlar bir kulak şeklini alacak şekilde ince çelik tellerle birleştiriliyor.Bu çerçeve daha sonra deriden kesenin içine yerleştiriliyor.Ameliyat başarılı olur ve doku kabul edilirse, altı ay sonra cerrahlar bu kez ikinci bir ameliyatla kulağın kepçesini baştan ayırarak herkeste olduğu gibi dışarıya doğru çıkıntılı durmasını sağlıyor.Ameliyat kulağının duymasını sağlayamayacak; ancak en azından doğal bir görünüme kavuşmasını mümkün hale getirecek.Annesi Kathryn Giles-Bowman, Ethan'ın bu ameliyat sayesinde kendisine güveninin arttığını, insanlarla etkileşime daha açık hale geldiğini ve son ameliyatı da iple çektiğini söylüyor.Sheffield'li anne, "Ethan bu yaz güneş gözlüğü takabilmeyi dört gözle bekliyor. Artık gözlükler başından kaymayacak" diyor.Ethan'ın doktoru Greg O'Toole, ameliyatın bu gibi sorunlar yaşayan çocukların hayatını değiştirme potansiyeline sahip olduğunu söylüyor."Ameliyat olmayınca sürekli görünüşleri nedeniyle kaygı duyuyor ve içlerine kapanıyorlar. Bunu düzeltebilecek müdahalelerden yoksun kalan pek çok yetişkin gördüm. Bunun sonucunda eziyet çekiyor ve ciddi piskolojik bozukluklar yaşayabiliyorlar" diyor. 17.Mart.2011

 

Ağız içindeki duyma aygıtı

Avrupa'da, kulağa dişlerin üzerinden ses ileten yeni bir işitme cihazının kullanımı onaylandı. 'Soundbite' adı verilen cihaz, sesleri çene kemiği üzerinden iç kulağa iletiyor.Cihaz üstte sol veya sağ azı dişin üzerine yerleştiriliyor ve müşteriye özel olarak üretiliyor.Ancak İngiltere'deki Kraliyet Ulusal İşitme Özürlüler Enstitüsü, cihazın herkese uygun olmayabileceği uyarısında bulundu.Bildik işitme cihazları ses düzeyini yükseltmek için havanın iletkenliğinden yararlanırken, Soundbite farklı bir yaklaşımla kemiğin iletim gücünü kullanıyor.İlk olarak, işitme güçlüğü çeken kulağın arkasına gürültüyü eleyerek çevredeki sesleri alabilen küçük mikrofonlar yerleştiriliyor.Sesler daha sonra, telsiz olarak ağızdaki cihaza aktarılıyor.Cihaz, dış ve orta kulağı es geçerek, titreşimleri diş ve kemikler aracılığıyla doğrudan iç kulaktaki sarmal tüp olarak tanımlanabilecek olan kohlea bölmesine gönderiyor.Bu şekilde tek kulağı sağır olanlar, sesleri iki taraftan da, yani stereo olarak duyma imkanına kavuşuyorlar.Üretici şirket Sonitus Medical, bu mekanizmanın ameliyat gerekmeden kemiğin iletme gücünü kullanan ilk cihaz olduğunu söylüyor.Sadece İngiltere'de sağır veya kısmen işitme özürlü olanların sayısı 9 milyonu buluyor.Kraliyet Ulusal İşitme Özürlüler Enstitüsü'ne göre, bu kişilerden sadece 6 milyonu işitme cihazına ihtiyaç duyuyor ve bu 6 milyondan sadece iki milyonu işitme cihazı kullanıyor.18.Mart.2011

 

İnsanoğlu penisindeki kemiği nasıl kaybetti

ABD'li genetik bilimciler, insanlarda erkeğin penisinin aynen maymunlar, kediler ve farelerde olduğu üzere kemikli bir yapıdayken, bu özelliğin daha sonra kaybolduğunu düşünüyor.Şempanze, makak maymunu ve insanın genomlarını karşılaştıran araştırmacılar, peniste omurgaya benzer kemik oluşumundan sorumlu DNA dizininin insanın evrim sürecinde silinip kaybolduğunu, fakat diğer primatların DNA'sında kaldığını söylüyor.Bugüne değin insanoğlunu maymun türlerinden ayırdeden başlıca özelliğin 'fazladan' genler olduğu düşünülürken, ABD'li araştırmacılar insanı insan yapan özelliklerin daha ziyade silinmiş DNA parçalarıyla alakalı olabileceğini tahmin ediyor.Stanford, Georgia ve Pensilvanya Eyalet üniversitelerinin ortak çalışmasında, penisteki kemiğin yanısıra, beynin genişlemesini engellediği düşünülen DNA dizininin de şempanze ve makak maymunlarının genomunda varlığını koruduğu; ancak insan genomundan silindiği öne sürülüyor.Araştırmacılar, dünyanın en karmaşık organı olan insan beyninin gelişimini silinen DNA ile bağlandırıyor.Saygın bilim dergisi Nature'da yayımlanan araştırmada, şempanze ve makak maymunlarının sahip olduğu 510 DNA parçacığının insanlarda silinmiş olduğu yazılı.Araştırmacılar, bu çalışmada doğrudan genlere değil, DNA'nın içerdiği başka maddelere baktıklarını söylüyorlar. Araştırmada adı geçen -ve genlere nazaran haklarında çok daha az şey bilinen bu DNA parçacıkları, yakınlarında bulunan genlerin işlevini düzenleyen roller üstleniyor.Amerikalı ekip, şempanze ve makak maymunlarında cildin kıllı olmasını sağlayan DNA dizininin de insanoğlunda silinen parçacıklardan biri olduğu inancında.Stanford Üniversitesi'nden Profesör David Kingsley, ''İnsan olmanın moleküler temelini keşfediyoruz'' diyerek araştırmadan duyduğu heyecanı dile getirdi.Genetik bilimciler, maymun DNA'sındaki bazı parçaların insanlarda neden silindiğinin nedenleri üzerine de düşünüyor.Daha büyük beyinli bir varlık, penisindeki kemiği neden kaybetsin?Bilim insanları, penisi kemiksizleşen atalarımızın daha uzun süreli cinsel ilişkiye girerek, bir çift olarak daha çok yakınlaştığını ve çocuk bakımında üstünlük kazandıklarını düşünüyor.11.Mart.2011

Ağrı kesici Parkinson riskini azaltıyor

Bilimadamları, sıradan bir başağrısı ilacının Parkinson hastalığı riskini azalttığını söylüyor. Parkinson, beyne hasar veren ve genellikle yaşlıları etkileyen bir hastalık. Harvard Üniversitesi Kamu Sağlığı Bölümü araştırmacıları, 136 bin hemşire ve sağlık çalışanı üzerinde yaptıkları ve 6 yıl süren araştırmada, ağrı kesici olarak ibuprofen alanlarda Parkinson riskinin yüzde 40 oranında azaldığını keşfetti.Araştırma süresince haftada en az iki kez, bir ya da iki adet ibuprofen hapı almak düzenli kullanım olarak değerlendirilmiş. Reçetesiz satılan aspirin ve acetaminophen gibi diğer ağrı kesicilerin ise aynı etkiyi göstermedikleri tespit edilmiş.Araştırmacı Alberto Ascheiro ibuprofenin Parkinson hastalığının gelişme gösterdiği sinir yollarında etkili olduğunu söylüyor. Hastalık hareket etmeyi güçleştiriyor ve kontrol dışı kas titremelerine neden oluyor.Ascheiro, hastalığa yakalanan kişilere ibuprofen hapları almalarını tavsiye etmiyor. Hastalık genelde 65 yaş ve üstü yaşlıları etkisi altına alıyor:Parkinson nadir görülen bir hastalık. Milyonlarca kişinin hastalığa yakalanmamak için ibuprofen almasını beklemiyoruz.İbuprofenin zararlı yan etkileri de yok değil. İlaç dikkatli kullanılmadığı takdirde mide, böbrek, karaciğer hastalıkları ve ürolojik sorunlara yol açabiliyor.Ascheiro’ya göre, araştırmacılar ilacın hastalık teşhisi konan kişilerde de yararlı olup olmayacağını inceleyecek. Dünyada Parkinson hastası yaklaşık 6 milyon kişi var: İbuprofen kullandığımızda uzun vadede ne kadar yararlı olduğunu iyice incelememiz gerekiyor. Daha geniş klinik deneylere ihtiyaç var. İbuprofen kullanımı ve Parkinson riskinin azaltılmasıyla ilgili araştırma Nöroloji Dergisi’nde yayınlandı. 14.Mart.2011

Kimyasallar sperm sayısını azaltıp kanser riskini artırıyor

Finlandiya'da yapılan bir araştırma sonucunda, sperm kalitesinin azalması ve yumurtalık kanseri riskinin artmasında endüstriyel kimyasalların etkisi olabileceği iddia edildi. International Journal of Andrology dergisinde yayımlanan araştırma, 1979 ve 1987 yılları arasında doğan erkekler üzerinde yapılan incelemelere dayanıyor.Turku Universitesi'nde yürütülen araştırmanın sonucunda çevre ve doğa koşullarında yaşanan değişimin, bu iki olumsuz eğilimi de tetiklemiş olabileceği ortaya çıktı. Araştırmanın Finlandiyalı erkekler üzerinde yapılmasının sebebi, bu grubun sperm değerlerinin en yüksek noktada olması. Ancak bilim adamları bunun, genetik sebeplerle mi yoksa zararlı kimyasallara daha az maruz kalmalarıyla mı ilgili olduğunu bulamadılar. Araştırma kapsamında 1998 ve 2006 yılları arasında 19 yaşına basan üç grup erkek incelendi. Sonuçlar 1980'lerin sonunda doğmuş olanlardan oluşan grubun sperm değerlerinin, seksenlerin başında doğmuş gruba göre daha düşük olduğunu ortaya koydu. İki grup arasında yumurtalık kanserine yakalanma riski açısından da seksenlerin sonunda doğanların grubu daha büyük tehlike altında. Sheffield Üniversitesi'nden doktor Allan Pacey yaptığı değerlendirmede sperm değerlerinin genç kuşaklarda düşük olmasının sebeplerini açıklayan en güçlü teorinin, çevre koşullarında yaşanan değişimlere dayandığını söyledi.Pacey, besin ve yiyeceklerden alınan kimyasalların her geçen kuşakta daha da artmakta olduğunu ve sperm kalitesindeki 07.Mart.2011

 

Ayak tırnağından kanser teşhisi

Araştırmacılar, ayak tırnağındaki nikotin seviyesinin akciğer kanseri olasılığını tahmin etmekte kullanılabileceğini açıkladı. Amerika'nın California eyaletindeki San Diego Üniversitesi'nden uzmanlar, kesilen tırnaklardaki nikotin seviyesinin, kanser riskini oldukça doğru bir biçimde tahmin etmeyi mümkün kıldığını söyledi.American Journal of Epidemiology dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, tırnaklarındaki nikotin seviyesi yüksek olan erkeklerin kansere yakalanma riski, düşük olanlara oranla üç kat daha fazla.Ayak tırnakları yalnızca sigara içenler değil, içmeyenler için de kanser riskini tahmin etmekte kullanılabiliyor.Yavaş uzayan ayak parmaklarının kronik olarak dumana maruz kalmanın işareti olabileceği belirtiliyor.Tırnaklarındaki nikotin seviyesi yüksek olan erkeklerin bir kısmı sigara içmeyen ve pasif içici olarak dumana maruz kaldıkları tahmin edilen kişilerdi. Araştırma, akciğer kanseri hastası olan ve olmayan toplam 800 erkekle gerçekleştirildi. Akciğer, en yaygın kanser türü ve her yıl 1,61 milyon yeni vaka teşhis ediliyor.Akciğer kanserinin en yaygın sebebi ise sigara kullanımı. 09.Mart.2011

Şeker de tuz kadar tansiyon için zararlı

Uzmanlar uyarıyor: Şekerli meşrubatlardan fazla içerseniz yüksek tansiyon riskini artıyor olabilirsiniz. Yeni bir araştırma, her gün fazladan içilen bir kutu şekerli içeceğin tansiyonun kayda değer biçimde artmasına yol açtığını gösterdi. 2500 kişi üzerinde yapılan araştırma, şekerlendirilmiş meyve suları ya da gazoz ve kola gibi meşrubattan günde 355 mililitrenin üzerinde içmenin dengeleri altüst etmeye yettiğini ortaya koydu.Amerikalı ve İngiliz araştırmacıların ortak çalışması Hipertansiyon adlı tıp dergisinde yayımlandı.Meşrubat içmekle tansiyon arasındaki bağlantının tam mekanizması kesin olarak ortaya çıkarılmamış olsa da, bilimadamları aşırı şeker tüketmenin kan damarlarının yapısını ve vücuttaki tuz seviyesini etkilediğini düşünüyor. Suni şekerle tatlandırılmış içecekler bu riski taşımıyor.Araştırma kapsamında yaşları 40 ila 59 arasında değişen İngiliz ya da Amerikalı denekler dört defaya mahsus son 24 saat içerisinde neler yiyip içtiklerini not ettikten sonra idrar numunesi verdi ve tansiyonları ölçüldü. Biliminsanları, günde birden fazla şekerli meşrubat içenlerin, şeker oranı en yüksek grubu oluşturduğunu gördü. Şekerlendirilmiş meşrubattan fazla içenlerin tükettiği kalori miktarının da şekerli içecekten uzak duranlara kıyasla günde ortalama 397 kalori daha fazla olduğu dikkat çekiyor.Genelde bakıldığında, şekerli içeceklerden fazla tüketenlerin daha az sağlıklı beslendiği ve aşırı kilolu olduğu görülüyor. Fakat bütün bunlar bir yana, deneklerin kilosu ve boyu gibi faktörler göz önüne alındığında bile, yüksek tansiyon ve şekerli içecek arasında açıkça bir bağ görüldüğü söyleniyor. Araştırma ekibinin başkanları arasında yer alan, Londra'daki Imperial College'dan Profesör Paul Elliott, ''Fazla tuz tüketenlerin yüksek tansiyon riskinin arttığı artık yaygın biçimde biliniyor. Fakat bu son araştırma tuzun yanısıra ne kadar şeker tüketildiğinin de önemli olduğuna işaret ediyor.'' dedi.Yüksek tansiyon, kalp krizi ya da inme geçirme riskini büyük oranda artırıyor.Amerikan Kalp Vakfı, şekerli meşrubattan haftada 355 mililitrelik üç kutudan fazla içilmemesini öğüt veriyor. 02.Mart.2011

Ölü doğan bebek donduruldu yeniden hayata döndürüldü

İngiltere'nin Peterborough kentinde "ölü" doğan bir bebek, "dondurularak" hayata döndürüldü. Rachel Claxton adlı anne, dokuz ay önce, gebeliğinin son döneminde plasentanın rahim duvarından ayrılması nedeniyle ameliyata alındı.Doktorlar 25 dakika süreyle Ella adlı bebeği canlandırmaya çalıştılar. Sonunda bebeğin kalp atışları duyuldu.Ancak doktorlar, doğum sırasında oksijensiz kaldığı için bebeğin beyninde hasar oluşmasından endişe ediyorlardı.Bunun üzerine Ella başka bir hastaneye götürüldü.Cambridge Hastanesi'nde beynin şişmesini engellemek için "dondurma" yöntemine başvuruldu.Beyin fonksiyonları normal Özel bir battaniyeye sarılan bebeğin ısısı, insan vücudunun donma sınırının altına indirilerek 37 dereceden 33,5 dereceye düşürüldü.Üç gün sonra Ella'nın vücut sıcaklığı normal seviyesine getirildi, sekiz gün sonra da hastaneden çıkarıldı. Hala fizyoterapi gören bebeğin beyin fonksiyonlarının normal olduğu belirtiliyor.Anne Rachel Claxton, "Mucizem" dediği Ella'nın her geçen gün daha iyiye gittiğini söylüyor.Doktorlar, uygulanan yöntem nedeniyle bebeğin birkaç boyunca kontrol altında tutulacağını söylüyor. 04.Mart.2011

Allerjilerin nedeni

İngiltere'de tıp çevreleri alerjilerin sayısının giderek arttığında hemfikir. 2007 yılında yayımlanan bir araştırma, gıda alerjisi teşhisiyle hastaneye yatırılanların sayısının 1990 yılından bu yana yüzde 500 arttığını gösteriyor.Saman alerjisi, astım ve egzama vakaları da son 30 yıldır artmakta.İngiltere Alerji Derneği Allergy UK'e göre bu da her üç kişiden birinin hayatının bir döneminde alerjik belirtiler gösterdiği anlamına geliyor.Bu durum, İngiltere'de ulusal sağlık yetkililerini çocuklarda alerjilerle nasıl mücadele edileceğine ilişkin yeni bir kılavuz yayımlamaya yöneltti.Çocuklarda en sık görülen gıda alerjileri inek sütüne, balık ve deniz ürünlerine, tavuk yumurtasına, soya, fıstık, buğday ve kivi meyvesine oluyor. Vücudun alerjik reaksiyonu ise çeşitli; kimi zaman hapşırma kimi zaman deride kabarma şeklinde oluyor ama alerjiye yol açan madde, kimilerinde de hayatı tehdit edecek şekilde sonuçlanabiliyor. İngiltere'de St Guys and St Thomas's Hastanesinden Doktor Adam Fox, bunun basit bir yanıtı olmadığı görüşünde.Fox, "Bir çok teori var ama ne yazık ki çoğunda boşluklar var o nedenle sebebini tam anlamıyla bilemiyoruz" diye konuştu.Lordlar Kamarası Bilim ve Teknoloji Komisyonu, 2007'de bulgulara ilişki bir değerlendirme yayımlamıştı.Bu değerlendirmede çeşitli teorilere yer verildi.Bunlardan biri hijyen teorisi; insanların çok daha temiz ortamlarda yaşamaları, bağışıklık sistemlerinin zayıflamasına neden oluyor.Bir diğeri annenin beslenme düzeni; hamilelik ve emzirme dönemlerinde annenin beslenme düzeninin, bebekte alerjilere karşı önemli bir koruma sağlayacağı düşünülüyor.Komisyon, bireylerin alerjik oldukları maddeye yüksek dozda maruz bırakılarak alerjisinin üstesinden gelinebileceği yolunda da görüş belirtti.Değerlendirmede ayrıca hava kirliliğinin de alerjileri artırdığı görüşü dile getiriliyor. 28.Şubat.2011

Kanserin yayılmasına neden olan enzim durduruldu

İngiltere'deki Kanser Araştırmaları Enstitüsünden bilimadamları, fareler üzerindeki deneylerde kanserli hücrelerin yayılmasını bir enzimi bloke ederek durdurduklarını açıkladı. Yapılan deneylerde LOXL2 adlı enzimin bloke edilmesi, kanserin vücutta metastazını engelledi.Cancer Research dergisinde yayımlanan bulgular, bilim çevreleri ve araştırma vakıflarınca olumlu bir gelişme olarak yorumlandı. Raporun yazarları, kanserden ölümlerin yüzde 90'ının, tümörün vücuda yayılmasından kaynaklandığına dikkat çekiyor. Araştırma kapsamında ise uzmanlar, meme kanseri bulunan hastaları incelediklerinde, kanserin yayılması ve hayatta kalma oranlarının düşmesiyle LOXL2 enzimine bu kişilerde yüksek oranlarda rastlanması arasında bir bağ bulunduğunu ortaya koydu.Bulgular ayrıca LOXL2'nin kanserin ilk yayılmaya başladığı evrelerde önem taşıdığını gösterdi.Bu enzim, kanserli hücrelerin, meme dokusundan ayrılıp kana karışmasında da rol oynuyor.Bilimadamları fareler üzerinde yaptıkları deneylerde işte bu enzimin faaliyetini engelleyecek kimyasal maddeler ve antikorlar kullandı.Bu uygulama sayesinde kanserli hücrelerin diğer dokulara yayılması engellendi.Araştırmacılar, yeni üretilecek ilaçlarla bu enzimin hedef alınabileceğini, ayrıca kanserin yayılmaya başladığının erken aşamada tespit edilmesini sağlayacak testler geliştirebileceğini, bu sayede çok sayıda hayatın kurtarılabileceğini söylüyor. 23.Şubat.2011

Az uyku kalp krizi riski

Son 100 yılda Amerikalılar’ın gece uykuda geçirdiği zaman ortalama dokuz saatten yedi saate indi. Herkesin giderek daha yoğun hayatlar yaşadığı, yaşamın zorlaştığı bir dünyada artık çoğumuz daha az uyuyoruz. Ancak yeni bir araştırmaya göre az uyumak  çok tehlikeli. Gece altı saatten az uyuyanların kalp krizi ve inme geçirme ve bu nedenlerden  ölme riski çok daha yüksek. Bu, sekiz ülkede yarım milyon kişinin uyku alışkanlıkları ve sağlığı konusunda daha önce yayınlanan araştırmalar birleştirilerek oluşturulan yeni değerlendirmenin vardığı sonuç.Araştırmanın yazarı, İngiltere’deki Warwick Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Francesco Cappuccio gecede altı ila sekiz saat uyuyanlarda ciddi sağlık sorunlarına rastlamadıklarını söylüyor:”Ancak altı saatten az, sekiz saatten fazla uyumak kalp krizi ve inme riskini arttırıyor. Az uyumak kalp ve damar hastalıklarına davetiye çıkarıyor. Geceleri uyku süresinin az olmasının bu rahatsızlıklara yol açtığını bazı mekanizmaları inceleyerek anlıyoruz.”Doktor Cappuccio bu mekanizmaların başka araştırmalarda, kişilerin uykusuz bırakıldığı durumlarda ortaya çıktığını söylüyor. Uykusuzluk birçok fizyolojik değişikliklere yol açıyor.”Uykusuzluk tansiyonunuzu ve kolesterol seviyenizi yükseltiyor. Stres hormonu olan kortisol de artıyor. Tansiyon, kolesterol ve kortisolde artış uzun yıllar boyunca sürdüğünde kalp krizi ve inme riski de artıyor.”Cappuccio’nun araştırması gecede dokuz saatten fazla uyuyanlarda da kalp krizi ve inme, hatta bu rahatsızlıklardan ölme riskinin arttığı uyarısında bulunuyor. Ancak uzman bu durumun açık bir nedeni olmadığını, kişilerin uzun saatler uyumasına neden olan başka etkenlerin araştırılması gerektiğini söylüyor. Kanser ya da depresyon bu etkenler arasında. Doktor şöyle konuşuyor:”Kendinizi çok yorgun ve bitkin hissettiğinizde daha uzun süre uyursunuz. Bu durum depresyonun erken bir belirtisi de olabilir.”Uzman, bu yüzden hasta ve doktorların normalden uzun süre uyku haline neyin yol açtığını araştırırken başka olasılıklara da bakmalarını tavsiye ediyor.Francesco Cappuccio’nun kalp ve damar hastalıklarıyla uyku arasındaki ilişkiyi anlatan araştırmasına ‘European Heart Journal’ ‘Avrupa Kalp Dergisi’nin İnternet sitesinde ulaşmak mümkün. 23.Şubat.2011

Kalbini sırtında taşıyan adam

ABD'de, organ bağışı sırası bekleyemeyecek kadar acil durumdaki bir kalp hastasına, sırtta taşınan tamamen yapay bir kalp takıldı. Oklohoma'da rahiplik yapan Troy Golden, Marfan Sendromu adı verilen bir genetik bozuklukla dünyaya geldi.Hastalık nedeniyle, Golden'ın kalp ve kalp kapakçığı çevresindeki dokular zarar gördü.Troy Golden 41 yaşında, kalp kapakçığının değiştiği ve kalp duvarlarının yeniden şekillendirildiği bir ameliyat geçirdi.Ancak Golden'ın durumu kötüleşince, kalp değişimi için organ bağışı sırasına konuldu.Ama zamanında kalp bulunamayınca, Golden ABD'de tamamen yapay kalp takılan birkaç kişiden biri oldu. Plastikten yapılan, 160 gram ağırlığındaki yapay kalp, normal kalpten biraz daha büyük.Yapay kalp, bir hava pompasının sağladığı enerjiyle çalışıyor. Golden, bu hava pompasını bir sırt çantasında taşıyor.Troy Golden, hava pompasının çıkardığı sese alıştığını ve yapay kalp takıldıktan bu yana çok daha iyi hissettiğini söylüyor.Ancak Golden'ın yaşamını uzatan yapay kalp kalıcı bir çözüm değil.Kalbin pillerinin sürekli şarj edilmesi ve yedek parçaların devamlı hazırda tutulması gerekiyor.Ayrıca enfeksiyon ve pıhtılaşma da her an karşı karşıya kaldığı bir risk.Dolayısıyla Troy Golden yine organ bağışı beklemek zorunda.
Ancak bilimadamları son dönemde kalbi tamamen değiştiren değil, çalışmasına yardımcı olan teknolojilere odaklanmış halde.Kalp yetmezliği çeken hastalarda, kalbin çalışmasına yardımcı olmak için bir puro boyutlarındaki minyatür pompalar takılıyor.Troy Golden'ın yapay kalbinin tersine, bu pompalar devamlı olarak kullanılabiliyor.Kalp, hasar gören kısımlarını onardığında da, pompalar çıkartılabiliyor.Kök hücre teknolojisiyle, labarotuar ortamında kalp dokuları, hatta tam bir kalp üretme çalışmaları yapılıyor. 17.Şubat.2011

Güzelleşmek isterken hasta oldular

Fransa'da fazla kilolarından kurtulmak isteyen binlerce kişi kullanıdıkları ilaç yüzünden kalp hastası oldu. Kilo sorunu olup da zahmetli egzersiz ve diyet programlarıyla uğraşmadan kilo vermek isteyenlerin en büyük hayalidir: İç hapı, zahmetsizce zayıfla! Bugüne kadar piyasaya pek çok sözüm ona "mucize zayıflama ilacı" piyasaya sürülse de bunların gerçekten işe yarayıp yaramadıkları konusunda ciddi şüpheler var. Konunu bir başka boyutu da bu ilaçların yan etkileri.Örneğin Fransa'da fazla kilolarından kurtulmak isteyen binlerce kişi kullanıdıkları ilaç yüzünden kalp hastası oldu. İlaç nedeniyle sağlık sorunu yaşayanlardan ve hayatını kaybedenlerin yakınlarından oluşan 175 kişi Fransa'nın en büyük ilaç firmalarından Servier'e dava açtı.Mediator adlı ilacın ruhsatı aslında diyabet hastalığı için alınmıştı. Ancak kilo vermeye yardımcı olan etkisi nedeniyle birçok doktor tarafından diyet ilacı olarak hastalara yazıldı. Mediator Fransa'da 30 yıl satışta kaldı. Üklede 2009 yılının kasım ayında piyasadan kaldırılan ilaç, İtalya ve İspanya'da 2005 yılında satıştan çekilmişti.
Kullandığına bin pişman
Vivianne Godineau yaklaşık 3 yıl boyunca Mediator adlı ilacı kullandığı için bugün büyük pişmanlık duyuyor. Godineau "Kalp çarpıntım var. Merdiven çıkmam gerektiğinde zorlanıyorum. Yolda biraz hızlı yürüyünce de aynı şey oluyor" açıklamasını yapıyor. Vivianne Godineau'nun yaşadığı aşırı yorgunluk belirtileri ilacı kullandığı dönemde ortaya çıkmış. Godineau iki yıldır Mediator kullanmasa da, yorgunluk hissi peşini bırakmıyor. Hergün yeni Mediator kurbanları hukukî yardım almak için İlaç Kurbanları adlı derneğe başvuruda bulunuyor. Dernek yetkililerinden Georges Alexandre şimdiden yaklaşık bin 200 başvuru aldıklarını kaydediyor. 11.Şubat.2011

Yüksek Kolestrol öldürüyor

Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı kapsamlı bir araştırma tüm dünyada kolesterol seviyesi yüksek olan kişilerin çoğunun kalp krizi ve felç gibi ciddi rahatsızlıkları önlemek için tedavi görmediğini gösteriyor. Bu konuda şimdiye kadar yapılan en büyük araştırma olan bu çalışma, sorunun özellikle gelişmekte olan ülkelerde ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koydu. Yüksek kolesterol ve kalp krizi arasındaki ilişki yeni değil. Ancak yeni bir araştırma çok sayıda kişinin kalp ve damar hastalıklarına yol açan yüksek kolesterol seviyesinin kontrol altına alınması gerektiği konusunda ciddi bir uyarı 147 milyon kişiyi kapsayan araştırma tüm dünyada kolesterol seviyesinin yükseldiğini gösteriyor. Daha da kaygı verici olan, bu hastaların çoğunun tedavi görmemesi. Örneğin Japonya’da yüksek kolesterolü olanların yüzde 53’ü tedavi görmüyor, Tayland’da yüksek kolesterol sorunu olanların yüzde 73‘üne teşhis bile konmamış.Doktor Chelsea Kidwell Washington’daki Georgetown İnme Merkezi Başkanı ve şunları söylüyor: ”Gelişmekte olan ülkeler Batı tarzı beslenmeye ağırlık verdikçe kolesterol seviyesi de yükseliyor. Herkesin yüksek kolesterolün felç ve kalp hastalığı riski oluşturduğunu anlaması gerekiyor.””Kötü” kolesterol kan dolaşımında plak oluşmasına yol açıyor. Plak, kalbe kan akışını yavaşlatıyor. Kalbe yeterli kan ve oksijen ulaşmaması, kalp krizine neden oluyor. Plak kanın beyne erişmesini engellediğinde de felç meydana geliyor. Yüksek kolesterolün kendi başına belirtileri yok. Bu nedenle birçok kez kalp krizi ve inme olmadıkça kişi kolesterolünün yüksek olduğunu anlamıyor. Doktor Kidwell açıklıyor: ”Basit bir kan testi kolesterol seviyenizi gösterir. İnme ve kalp krizi riskini azaltmak için kolesterolü belirli bir düzeye indirmek hedeflenmeli. Örneğin kalp krizi ve felçten korunmak için kötü kolesterol seviyesi 100’ün altına çekilmeli.” 21.Şubat.2011

Yanık hastalarının bilgisayar oyunu ile tedavisi

ABD'de yanık hastalarının tedavisinde acı ve ağrıları dindirmek için hastalara bilgisayar oyunları ile destek veriliyor.Seattle kentinde Washington Üniversitesi Harborview Yanık Merkezi'den Profesör David Patterson ve Profesör Hunter Hoffman tarafından geliştirilen SnowWorld adlı simülasyonlu oyun, üç boyutlu buzlu bir kanyonda geçiyor.Oyun, son on yıl içerisinde hastalarda ağrı ve acıların dindirilmesini daha iyi anlamamızı sağlayan bilimsel araştırmaların ürünü.Profesör Hoffman oyunun amacını, ''hastanın dikkatini odaklayacağı ve bu şekilde ağrılarından kaçabileceği bir ortam'' olarak açıkladı.Profesör Hoffman, ''Ağrıların psikolojik boyutunun çok önemli olduğunu ve tedavide psikolojik yöntemlere büyük iş düştüğünü'' söylüyor.Başlarına taktıkları özel bir kask ile tamamen bilgisayar oyununun dünyasına giren hastalar, taktıkları kulaklıklarla dış dünyanın seslerinden uzaklaştırılıyor.Doktorların ifadesiyle SnowWorld oyunu, ''hasta ile gerçeklik arasına bir perde çekiyor.''Oyun, basit kurallar üzerine kurulu. Oyunu oynayan hasta, kardan adam, penguen, mamut veya eskimo evlerine kartopu fırlatıyor. Karşılığında üzerine atılan kartoplarından kaçmak zorunda.Geçirdiği motorsiklet kazasında ikinci ve üçüncü derece yanıklar alan 23 yaşındaki Caleb Springer, SnowWorld oyununu oynayan hastalardan biri.''Penguenlerden birini kartopuyla vurdun mu, donup kalıyor. İkinci kez vurdun mu, patlayıp yokoluyor. Bol aksiyonlu bir oyun, başka bir şey düşünmüyorsun'' diyor.Oyunu geliştiren doktorlar, kuralları gayet basit tutmuş. Normalde piyasada satılan bilgisayar oyunları, hastaların dikkatlerini toparlayamayacakları düzeyde karmaşık olduğu için tedaviye uygun değil.Profesör Hoffman, yanık hastalarının hastanede gördükleri aletleri, bandajları ya da pansumana gelen hemşireleri çektikleri acının görsel sembolleri olarak algılamaya başladığını söylüyor.Tedavi edildiği odadaki nesne ve insanları çektiği acı ile özdeşleştiren hastanın SnowWorld oyunu sayesinde farklı bir dünyaya girdiğini söyleyen doktorlar, bundan önce hastalara müzik dinleterek ya da film izleterek beyinlerini oyalamaya çalıştıklarını, fakat hiçbirinin bilgisayar oyunları kadar etkili olmadığını söylüyor.01.Şubat.2011

Facebook'ta arkadaşlık stress yaratıyor


İskoçya'da yapılan bir araştırmaya göre, sosyal iletişim sitesi Facebook'ta arkadaşlık, kullanıcılarda strese yol açıyor. Araştırmaya katılan her 10 kişiden en az biri Facebook'un kendisinde endişe yarattığını söyledi. Her 10 kişiden kişiden üçü de, arkadaşlık isteklerini reddettiklerinde, kendilerini suçlu hissettiklerini belirtti. Araştırmaya katılan öğrencilerden yüzde 12'si arkadaşlık isteği almaktan hoşlanmadığını bildirdi.Bu öğrencilerin yüzde 63'ü de, arkadaşlık isteklerine yanıt vermeyi ertelediğini söyledi.Napier Üniversitesi'ndeki araştırmaya başkanlık eden Doktor Kathy Charles, sonuçların bazı çelişkileri de ortaya çıkardığına dikkat çekti.Kathy Charles, "Facebook'ta olma kullanıcılar üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Bu duruma karşın, kullanıcılar sitenin yararları konusunda, hatırı sayılır ölçüde kararsız" dedi.Charles, "Facebook tıpkı kumar oynayanlarda görüldüğü gibi, kullancıları, sinir hastalarında rastlanan bir ikilemle yüz yüze bırakıyor. Kullanıcılar, bir yandan iyi bazı şeyleri kaçırmamak da istedikleri için, Facebook'ta bulunup bulunmamalari gerektiğini bilmiyor." diye konuştu.Napier Üniversitesi'nin Facebook araştırması kapsamında 200 kadar öğrenciyle görüşüldü.Facebook'un dünya çapında 500 milyondan fazla kullanıcısı bulunuyor 18.Şubat.2011

Sarımsak kanser riskini azaltıyor

Çiğ ya da pişirilmiş sarımsak tüketenlerde, mide, bağırsak, prostat, gırtlak ve meme kanserinin daha az görüldüğü bildirildi.  Uzmanlar, sarımsağın yapısında bol miktarda su, şeker içeren karbonhidratlar, kükürt bileşikleri, protein, lif ve serbest amino asitler bulunduğunu belirtti.
Sarımsağın ayrıca yüksek miktarda fosfor, potasyum, kükürt, çinko, orta miktarda selenyum, A ve C vitaminleri ile az miktarda da kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir, manganez ve B kompleks vitaminlerini içerdiğini belirten uzmanlar, uygarlık tarihi boyunca sarımsağın tıp alanında özellikleri değerlendirilip, birçok hastalığın tedavisi amacıyla kullanıldığını söyledi.
Uzmanlar, sarımsağın bugün de atardamarları etkileyen hastalıklar, kanser, bağışıklık sistemi bozuklukları ve ağrılı eklem hastalıkları gibi birçok kronik hastalığın önlenmesi ve tedavisi amacıyla kullanıldığına işaret etti.

İstanbul, 16 Mart 2008 16:09

Tansiyon aşısı umut vadediyor



Özellikle hipertansiyon diye bilinen ve halk arasında oynak tansiyon diye tanımlanan durumu düzeltmek için hazırlanan aşının umut vadettiği ortaya çıktı. Uzmanların 72 yetişkin üzerinde denediği ve AngQb adındaki aşı, ü. ayrı dozdea deneklere verilmiş ancak doktorlar aşının grip gibi bir yan etki göstermesine rağmen güvenli olduğuna karar verdi. haberinaslı 10.Mart.2008

  

Yaşlılarda, uykusuzluğun bedeli ağır

Orta ve yaşlı kişilerde uykusuzluk sorununun bir çok sağlık sorununa neden olduğu ileri sürüldü. Uykus orunu olan kişilerin gece uyurken solumunda sorunlara neden olduğu, bununda boğazdaki dokuların gevşeyerek gırtlağı kapattığı vurgulandı. Uzmanlar 67 ila 89 yaş arasında 158 kişi üzerinde yaptıkları araştırmada bu durumun maliyetinin yüksek olduğuna da dikkat çekiyor. haberinaslı 10.Mart.2008

 

Yorgun hissediyorsanız egzersiz yapın

Amerikalı uzmanlar, kendisini yorgun hisseden kişilerin egzersiz yapmaları durumunda yüzde enerji artırdıklarını ve yüzde 65 de ölüm riskini düşürdüklerini belirledi. Georgia Üniversitesi uzmanları, hiç egzersiz yapmamış 38 kişi üzerinde yaptıkları araştırmada, 20 dakika yoğun egzersiz yapan kişilerin enerji limitlerini yüzde 20 artırdıkları, kanser ile kalp ve dolaşım hastalıklarında ölüm risklerini yüzde 60 düşürdüklerini gördü. haberin aslı 03.Mart.2008
 

Vitamin hapları, akciğer kanseri riskini azaltmıyor

Amerikalı uzmanlar, vitamin almanın akciğer kanseri riskini azaltmadığını ortaya koydu. Yaşları 50 ila 76 arasında E, C vitamini ile folate alan 77 721 kişi üzerinde yapılan araştırmada özellikle eskiden sigara içen kişilerde beklenen yararları yaratmadığını ortaya koydu. Doktorlar tersine E vitamini alan kişilerde yüzde 28 riskin arttığını gördü. Doktorlar özellikle sigara içen kişilerin E vitamini kullanmamasını öneriyor. haberinaslı 03.Mart.2008

 

Kadın saçından, meme kanseri teşhisi konabilecek

Yapılan bir araştırmada meme kanseri olan kadınların saçlarının olmayanlardan farklı olduğunu ortaya koydu. Doktorlar ciltte yakın olarak alınan saçlara Xray ışıklarının verilmesi durumunda bazı özellikleri ortaya koydu. 13 hasta üzerinde yapılan araştırmada bir hastada teşhis yanıldı. Doktorlar saç köklerine yakın kısımlarda birer halka şeklinde işaretlere rastlandığına dikkat çekiyor. haberin aslı 18.şubat.2008

 

Antidepresantlar bir işe yaramıyormuş

Prozac ve Seroxat gibi dünya çapında milyonlarca kişinin kullandığı anti-depresanlar üzerinde yapılan bir araştırmada, bu ilaçların aslında işe yaramadığı sonucuna varıldı. Araştırmada, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bilgi edinme yasası uyarınca ilaç şirketlerinin bu ilaçlar üzerinde yaptığı, ancak yayınlamadığı klinik deneylerin sonuçları elde edildi. Bu şekilde değerlendirilen 47 klinik deneyden çıkan veriler ışığında da anti-depresanların, hiçbir etkisi olmayan placebo, ya da şeker haplarından çok farklı olmadığı belirlendi. Çalışma sonucu, anti-depresanların ciddi depresyon hastalarında işe yaradığı, ancak bunun da sınırlı düzeyde olduğu saptandı. İngiliz, Amerikalı ve Kanadalı bilim adamlarından oluşan araştırma ekibinin başkanı Profesör Irving Kirsch "Anti-depresan ve placebo alan hastalar arasındaki gelişme farkı da çok değil. Bu depresyon hastaların kimyasal tedaviler olmadan da gelişme kaydedebileceğini gösteriyor" dedi. Araştırmanın eski klinik veriler üzerinden yapıldığına dikkat çeken ilaç şirketleriyse yeni kanıtların tam tersi yönde olduğunu savunuyor. 27.Şubat.2008
 

Kayıp bir tür protein Melanoma'nın yayılmasını önlüyormuş

Araştırmacılar, melanoma diye bilinen cilt kanserinin yayılmasını önlediğini belirledi. Doğal olarak gizli kalan IGFBP7 adlı protein, kanser hücrelerinin üremesini önlüyormuş. Massachusetts Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanları, laboratuarda ürettikleri sentetik protein ile farelerin kanserli hücrelerini öldürdüklerini kaydetti. Haberin aslı 11.Şubat.2008

Çay içen kadınların dolaşım sistemi daha sağlıklı

Yapılan bir araştırmada günde üç bardak çay içen kadınlarda kan ve dolaşım sisteminin tıkanması gibi bir sorun yaşanmadığını ortaya koydu. 2613 erkek ve 3900 kadın üzerinde yapılan araştırmada, kadınlarda görülen Carotid Plaques adındaki tıkanmanın çay içenlerde daha az olduğunu gösterdi. Doktorlar, çayın bu konudaki yararının yalnız kadınlarda ortaya çıktığını erkeklerde görülmediğini vurguluyor. Haberin aslı 18.Şubat.2008
 

Yeni grip aşısı dil altına yerleştiriliyor

Sağlık uzmanları buldukları ve şu anda fareler üzerinde denenen yeni grip aşısının iğne yerine dil altına bir kaç damla ile etkili olabildiğini belirtti. Güney Kore'de İsveç, Suudi Arabistan ve kendi hükümetleri tarafından desteklenen araştırmada tükürüğe karışan ilacın süratle vücudun bağışıklık sisteminde kuvvetli bir reaksiyona neden olarak hastalığı yok ettiği belirtildi. Bu sonbaharda piyasaya sürülecek olan aşının özellikle yaşlılar için bir kurtarıcı olacağı vurgulanıyor. Haberin aslı 30.Ocak.2008
 

Kilo kaybı için vücuttaki yağ miktarı önemli

Uzamanlar, bugüne kadar kilo kaybı rejimleri ve yaşam tarzının değişimi için yapılan vücut yoğunluğu ölçümlerinin yanıltıcı olduğunu bunun yerine vücudun yağ miktarının belirlenmesinin doğru teşhise yol açabileceğini kaydetti. Yaşları 20 ila 60 arasında olan 23 erkek ile 40 arasında yapılan araştırmalarda, yağ yoğunluğuna göre yapılan diyet programı ve yaşam değişimlerinin daha etkili olduğunu ortaya koydu. haberin aslı 11.Şubat.2008
 

Ciltten alınan hücre ile kök hücre ve embriyo üretildi

California- Amerikalı uzmanlar, yetişkin bir kişiden alınan cilt hücresinden bir embriyo üretildi. Laboratuarda beş adet üretilen bu embriyolar bir kadının karnındaki ölü bebeğe enjekte edildi. Doktorlar bu yapılan denemenin sağlıklı bir bebeğe dönüşüp dönüşmeyeceğini izliyor. Bu durum dini nedenlerle kök hücre üretilmesine karşı çıkan kişilerin de tezlerini elinden almış oluyor. haberin aslı 18.Ocak.2008

 

Meşrubat erkeklerde Gut riskini artırıyor

Tatlandırılmış meşrubatlar ve karbonlu içkilerin erkeklerde Gut hastalığı riskini artırdığı ortaya çıktı. Uzmanlar karbonatlı meşrubatlar ve früktozlu içeceklerde meyvelerden elde edilen früktoz bulunduğunu ve bununda ürik asit düzeyini artırdığını belirleyen uzmanlar, aslında bu hastalığın ana nedenlerinden birinin de alko
 

Kalp ilacı Vytorin yararsız çıktı

Amerikalı Merck and Schering-Plough ilaç şirketi tarafından üretilen Vytorin ilacının yapılan araştırmalarda kalp ve damar hastalıklarına büyük bir etkisi olmadığı beyin kanaması ve öteki acil vakalarda başarı sağlamadığı tespit edildi Araştırma bir çok doktoru şok ederken ilaç şirketinin hisselerinin de düşmesine neden oldu. 16.Ocak.2008
 




 


XPN
 

 

 

  >

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ilkokuma

Türkiye'nin En Kapsamlı Öğretmen Paylaşım Sitesi www.ilkokuma.com
ilkokumacom@gmail.com 

 

 



ilkokuma