|
|
 |
|
SAĞLIK |
|
|
|
Kanserle mücadele de
elmas mucizesi |
 |
|
Kansere çözüm ne zaman bulunacak? Bilim
insanları umut verici araştırmalar ortaya koyuyor.
Bunlardan en yenisi de nano elmasların, kanserle
mücadelede 10 kat daha olumlu sonuçlar alınmasına
yaradığını gösterdi. Kansere çözüm ne zaman bulunacak?
Bilim insanları umut verici araştırmalar ortaya koyuyor.
Bunlardan en yenisi de nano elmasların, kanserle
mücadelede 10 kat daha olumlu sonuçlar alınmasına
yaradığını gösterdi.Chicago’daki Northwestern
Üniversitesi’nde yürütülen kanser araştırmalarında biyotıp
mühendisi Dr. Dean Ho nano elmaslar ile çalışıyor, ancak
laboratuarı ışıldayıp parıldamıyor. Dr. Dean Ho’nun
çalıştığı nano elmasların kimyasal yapıları bildiğimiz
mücevherlerde kullanılan elmaslara benziyor ama bunlar bir
kum taneciğinin trilyonda biri küçüklüğünde oldukları için
çıplak gözle görülmesi neredeyse imkânsız.
Nano elmasların mucizevi özelliği
Bu mikroskobik parçacıklarının kanser tedavisindeki
mucizevî işlevini Dr. Dean Ho şöyle izah ediyor:''Nano
elmas da karbondan oluşur ve büyüklükleri 2 ila 8
nanometre arası değişir ama sıra dışı özelliklere
sahipler. Bu nano elmaslar, dış yüzünde çeşitli ilaçları
bağlayabiliyor ve kanser hücrelerinin içine nüfuz edip
daha sonra da yavaşça o ilaçları dağıtabiliyor. Vücuda
zarar veren zehirli etkisi yok ve sindirimi de kolay.
Biraz asit, bir değirmen ve ultrason ışınları ile kolayca,
aynı biçimde tanecikler elde etmek de mümkün. İşte bütün
bu özellikleri, nano elmasları tıp biliminde çok ilginç ve
özel kılıyor.''Bugüne kadar kanserle mücadelede
karşılaşılan en büyük sorun, kanser hücrelerinin, kansere
karşı olan ilaçları hücre dışına atması ve ilaçların bu
dirençli tümörlere bir türlü etki edememesiydi. İşte nano
elmaslar özellikle göğüs kanseri gibi agresif kanser
türlerinde bile, normalde dışarı atılan kemoterapi
ilaçlarını, kanser hücresinin içine taşıyıp orada uzun
süre kalmasını ve etkisini göstermesini sağlayabiliyor.
En agresif kanser türlerinde de etkili
Northwestern Üniversitesi’nde bu araştırmayı yürüten
biyotıp mühendisi Dean Ho ve ekibi, nano elmasların gücünü
test etmek amacıyla bu parçacıklara Doxorubicin adlı
kanser ilacını bağlamışlar. Ardından bu parçacıkları
Doxorubicin’e yüksek direnç gösteren göğüs kanserli bir
fareye enjekte etmişler. Alınan sonucu Dean Ho şöyle
açıklıyor:''Normal olarak, ilaç hemen hücre dışına
atılırdı ve kanser hücresine etki etme şansı olamazdı. Ve
bu yüzden bizim göğüs kanserli kobaylarımızda tümör
ilerler ve hayvanlar ölürdü. Ama nano elmaslar sayesinde
ilaç, kanser hücresine girip uzun süre kalabiliyor ve
kobayın bir haftalık ömrü haftalarca uzuyor. Bu da çok
büyük bir gelişme anlamına geliyor.''
''Yan etkisi yok''
Kanserle mücadele ilaçları nano elmaslar sayesinde 10 kat
daha fazla etkili oluyor. Ayrıca şimdiye kadar tespit
edilmiş herhangi bir yan etkisi de bulunmuyor. Aksine
vücuda uyumlu ve sindirimi de kolay. Dean Ho, nano
elmasların sadece tümörlerde değil, tıp biliminde genel
olarak bütün ilaçların etkisini daha da artırabileceğini
düşünüyor.Ancak nano elmasların insanlar üzerinde
denenmesi için daha uzun yılların geçmesi gerekecek. Çünkü
elmaslı ilaçlar piyasaya çıkmadan önce çeşitli kobaylar
üzerindeki etkilerinin ayrıntılı biçimde incelenmesi
gerekiyor. 23.Mart.2011
|
|
|
|
Avrupalılar daha uzun
yaşıyor |
 |
|
Yeni bir araştırmaya göre, artan obezite sorununa rağmen,
Avrupa'da ortalama ömür uzuyor. Sonuçları Journal of
Epidemiology dergisinde yayımlanan araştırmayı yürüten
profesör David Leon, bunun en önemli nedenlerinden birinin
kalp hastalıklarına bağlı ölümlerde görülen azalma
olduğunu söylüyor.Leon, kalp rahatsızlıklarına bağlı
ölümlerde en büyük düşüşün İngiltere'de yaşandığını
söylüyor, "Bunun bir nedeni tedavi yöntemlerinde
kaydedilen ilerlemeler, diğer bir neden ise sigara ve
diğer risk faktörlerinde görülen azalma" diye ekliyor.Obezitenin
yüksek gelirli ülkelerde ortalama yaşam süresini
etkileyeceğinden kaygı duyuluyor.Araştırma, henüz bunun
gerçekleştiğine dair bir bulgu olmadığını söylüyor ancak
Profesör Leon, obezitenin etkilerinin görülmesi için erken
olabileceğini de kabul ediyor. Leon, "Henüz
çocukluklarından itibaren obez olan yetişkinlerde
obezitenin etkisini görmedik. Bu insanların ortalama
ömrünün nasıl etkileneceğini tahmin edemiyoruz" dedi.
Araştırma yüksek miktarda sağlık harcaması yapılmasının
ortalama yaşam süresinde artış anlamına gelmeyebileceğini
de tespit ediyor.2007 yılında Amerika Birleşik
Devletleri'nde ortalama yaşam süresi 78 yıl iken,
İngiltere'de 80 olduğu araştırmanın bulguları arasında.
21.Mart.2011 |
|
|
|
Kaburga kıkırdağından
kulak |
 |
|
Doğduğunda sağ kulağı olmayan dokuz yaşındaki bir çocuk
için kaburgasından alınan kıkırdaklarla yeni bir kulak
yapıldı. Ethan Giles-Bowman, bebeklerin yüzlerinin tam
olarak gelişmemesi sonucuna yol açan Goldenhar Sendromu
adlı bir hastalığa yakalanmıştı. Hastalık Ethan'ın sağ
kulağının olması gereken yerde sadece bir et parçası
gelişmesine yol açtı.Ethan, saçlarını uzatarak gelişmemiş
bu uzvu gizlemeye çalışıyordu.Ancak Londra'daki Royal Free
Hospital'daki cerrahlar bu soruna çözüm
sağladı.İngiltere'de yeni denenmeye başlanan öncü
nitelikteki bir ameliyat sayesinde Ethan şimdi, yeni
kulağını kısa saç kesimiyle gururla sergiliyor.Yeniden
geliştirme süreci, kulağın olması gereken yerdeki dokuyu
çekip esneterek başlıyor. Böylece deriden bir kese
oluşturuluyor.Daha sonra kaburgadan alınan üç ufak
kıkırdak parçasına kesici aletlerle şekil veriliyor.Bunlar
bir kulak şeklini alacak şekilde ince çelik tellerle
birleştiriliyor.Bu çerçeve daha sonra deriden kesenin
içine yerleştiriliyor.Ameliyat başarılı olur ve doku kabul
edilirse, altı ay sonra cerrahlar bu kez ikinci bir
ameliyatla kulağın kepçesini baştan ayırarak herkeste
olduğu gibi dışarıya doğru çıkıntılı durmasını
sağlıyor.Ameliyat kulağının duymasını sağlayamayacak;
ancak en azından doğal bir görünüme kavuşmasını mümkün
hale getirecek.Annesi Kathryn Giles-Bowman, Ethan'ın bu
ameliyat sayesinde kendisine güveninin arttığını,
insanlarla etkileşime daha açık hale geldiğini ve son
ameliyatı da iple çektiğini söylüyor.Sheffield'li anne, "Ethan
bu yaz güneş gözlüğü takabilmeyi dört gözle bekliyor.
Artık gözlükler başından kaymayacak" diyor.Ethan'ın
doktoru Greg O'Toole, ameliyatın bu gibi sorunlar yaşayan
çocukların hayatını değiştirme potansiyeline sahip
olduğunu söylüyor."Ameliyat olmayınca sürekli görünüşleri
nedeniyle kaygı duyuyor ve içlerine kapanıyorlar. Bunu
düzeltebilecek müdahalelerden yoksun kalan pek çok
yetişkin gördüm. Bunun sonucunda eziyet çekiyor ve ciddi
piskolojik bozukluklar yaşayabiliyorlar" diyor.
17.Mart.2011 |
|
Ağız içindeki duyma
aygıtı |
 |
|
Avrupa'da, kulağa dişlerin üzerinden ses
ileten yeni bir işitme cihazının kullanımı onaylandı. 'Soundbite'
adı verilen cihaz, sesleri çene kemiği üzerinden iç kulağa
iletiyor.Cihaz üstte sol veya sağ azı dişin üzerine
yerleştiriliyor ve müşteriye özel olarak üretiliyor.Ancak
İngiltere'deki Kraliyet Ulusal İşitme Özürlüler Enstitüsü,
cihazın herkese uygun olmayabileceği uyarısında
bulundu.Bildik işitme cihazları ses düzeyini yükseltmek
için havanın iletkenliğinden yararlanırken, Soundbite
farklı bir yaklaşımla kemiğin iletim gücünü kullanıyor.İlk
olarak, işitme güçlüğü çeken kulağın arkasına gürültüyü
eleyerek çevredeki sesleri alabilen küçük mikrofonlar
yerleştiriliyor.Sesler daha sonra, telsiz olarak ağızdaki
cihaza aktarılıyor.Cihaz, dış ve orta kulağı es geçerek,
titreşimleri diş ve kemikler aracılığıyla doğrudan iç
kulaktaki sarmal tüp olarak tanımlanabilecek olan kohlea
bölmesine gönderiyor.Bu şekilde tek kulağı sağır olanlar,
sesleri iki taraftan da, yani stereo olarak duyma imkanına
kavuşuyorlar.Üretici şirket Sonitus Medical, bu
mekanizmanın ameliyat gerekmeden kemiğin iletme gücünü
kullanan ilk cihaz olduğunu söylüyor.Sadece İngiltere'de
sağır veya kısmen işitme özürlü olanların sayısı 9 milyonu
buluyor.Kraliyet Ulusal İşitme Özürlüler Enstitüsü'ne
göre, bu kişilerden sadece 6 milyonu işitme cihazına
ihtiyaç duyuyor ve bu 6 milyondan sadece iki milyonu
işitme cihazı kullanıyor.18.Mart.2011
|
|
İnsanoğlu penisindeki
kemiği nasıl kaybetti |
 |
|
ABD'li genetik bilimciler, insanlarda
erkeğin penisinin aynen maymunlar, kediler ve farelerde
olduğu üzere kemikli bir yapıdayken, bu özelliğin daha
sonra kaybolduğunu düşünüyor.Şempanze, makak maymunu ve
insanın genomlarını karşılaştıran araştırmacılar, peniste
omurgaya benzer kemik oluşumundan sorumlu DNA dizininin
insanın evrim sürecinde silinip kaybolduğunu, fakat diğer
primatların DNA'sında kaldığını söylüyor.Bugüne değin
insanoğlunu maymun türlerinden ayırdeden başlıca özelliğin
'fazladan' genler olduğu düşünülürken, ABD'li
araştırmacılar insanı insan yapan özelliklerin daha ziyade
silinmiş DNA parçalarıyla alakalı olabileceğini tahmin
ediyor.Stanford, Georgia ve Pensilvanya Eyalet
üniversitelerinin ortak çalışmasında, penisteki kemiğin
yanısıra, beynin genişlemesini engellediği düşünülen DNA
dizininin de şempanze ve makak maymunlarının genomunda
varlığını koruduğu; ancak insan genomundan silindiği öne
sürülüyor.Araştırmacılar, dünyanın en karmaşık organı olan
insan beyninin gelişimini silinen DNA ile
bağlandırıyor.Saygın bilim dergisi Nature'da yayımlanan
araştırmada, şempanze ve makak maymunlarının sahip olduğu
510 DNA parçacığının insanlarda silinmiş olduğu
yazılı.Araştırmacılar, bu çalışmada doğrudan genlere
değil, DNA'nın içerdiği başka maddelere baktıklarını
söylüyorlar. Araştırmada adı geçen -ve genlere nazaran
haklarında çok daha az şey bilinen bu DNA parçacıkları,
yakınlarında bulunan genlerin işlevini düzenleyen roller
üstleniyor.Amerikalı ekip, şempanze ve makak maymunlarında
cildin kıllı olmasını sağlayan DNA dizininin de
insanoğlunda silinen parçacıklardan biri olduğu
inancında.Stanford Üniversitesi'nden Profesör David
Kingsley, ''İnsan olmanın moleküler temelini
keşfediyoruz'' diyerek araştırmadan duyduğu heyecanı dile
getirdi.Genetik bilimciler, maymun DNA'sındaki bazı
parçaların insanlarda neden silindiğinin nedenleri üzerine
de düşünüyor.Daha büyük beyinli bir varlık, penisindeki
kemiği neden kaybetsin?Bilim insanları, penisi
kemiksizleşen atalarımızın daha uzun süreli cinsel
ilişkiye girerek, bir çift olarak daha çok yakınlaştığını
ve çocuk bakımında üstünlük kazandıklarını
düşünüyor.11.Mart.2011 |
|
Ağrı kesici Parkinson
riskini azaltıyor |
 |
|
Bilimadamları, sıradan bir başağrısı
ilacının Parkinson hastalığı riskini azalttığını söylüyor.
Parkinson, beyne hasar veren ve genellikle yaşlıları
etkileyen bir hastalık. Harvard Üniversitesi Kamu Sağlığı
Bölümü araştırmacıları, 136 bin hemşire ve sağlık çalışanı
üzerinde yaptıkları ve 6 yıl süren araştırmada, ağrı
kesici olarak ibuprofen alanlarda Parkinson riskinin yüzde
40 oranında azaldığını keşfetti.Araştırma süresince
haftada en az iki kez, bir ya da iki adet ibuprofen hapı
almak düzenli kullanım olarak değerlendirilmiş. Reçetesiz
satılan aspirin ve acetaminophen gibi diğer ağrı
kesicilerin ise aynı etkiyi göstermedikleri tespit
edilmiş.Araştırmacı Alberto Ascheiro ibuprofenin Parkinson
hastalığının gelişme gösterdiği sinir yollarında etkili
olduğunu söylüyor. Hastalık hareket etmeyi güçleştiriyor
ve kontrol dışı kas titremelerine neden oluyor.Ascheiro,
hastalığa yakalanan kişilere ibuprofen hapları almalarını
tavsiye etmiyor. Hastalık genelde 65 yaş ve üstü yaşlıları
etkisi altına alıyor:Parkinson nadir görülen bir hastalık.
Milyonlarca kişinin hastalığa yakalanmamak için ibuprofen
almasını beklemiyoruz.İbuprofenin zararlı yan etkileri de
yok değil. İlaç dikkatli kullanılmadığı takdirde mide,
böbrek, karaciğer hastalıkları ve ürolojik sorunlara yol
açabiliyor.Ascheiro’ya göre, araştırmacılar ilacın
hastalık teşhisi konan kişilerde de yararlı olup
olmayacağını inceleyecek. Dünyada Parkinson hastası
yaklaşık 6 milyon kişi var: İbuprofen kullandığımızda uzun
vadede ne kadar yararlı olduğunu iyice incelememiz
gerekiyor. Daha geniş klinik deneylere ihtiyaç var.
İbuprofen kullanımı ve Parkinson riskinin azaltılmasıyla
ilgili araştırma Nöroloji Dergisi’nde yayınlandı.
14.Mart.2011 |
|
Kimyasallar sperm
sayısını azaltıp kanser riskini artırıyor |
 |
|
Finlandiya'da yapılan bir araştırma
sonucunda, sperm kalitesinin azalması ve yumurtalık
kanseri riskinin artmasında endüstriyel kimyasalların
etkisi olabileceği iddia edildi. International Journal of
Andrology dergisinde yayımlanan araştırma, 1979 ve 1987
yılları arasında doğan erkekler üzerinde yapılan
incelemelere dayanıyor.Turku Universitesi'nde yürütülen
araştırmanın sonucunda çevre ve doğa koşullarında yaşanan
değişimin, bu iki olumsuz eğilimi de tetiklemiş
olabileceği ortaya çıktı. Araştırmanın Finlandiyalı
erkekler üzerinde yapılmasının sebebi, bu grubun sperm
değerlerinin en yüksek noktada olması. Ancak bilim
adamları bunun, genetik sebeplerle mi yoksa zararlı
kimyasallara daha az maruz kalmalarıyla mı ilgili olduğunu
bulamadılar. Araştırma kapsamında 1998 ve 2006 yılları
arasında 19 yaşına basan üç grup erkek incelendi. Sonuçlar
1980'lerin sonunda doğmuş olanlardan oluşan grubun sperm
değerlerinin, seksenlerin başında doğmuş gruba göre daha
düşük olduğunu ortaya koydu. İki grup arasında yumurtalık
kanserine yakalanma riski açısından da seksenlerin sonunda
doğanların grubu daha büyük tehlike altında. Sheffield
Üniversitesi'nden doktor Allan Pacey yaptığı
değerlendirmede sperm değerlerinin genç kuşaklarda düşük
olmasının sebeplerini açıklayan en güçlü teorinin, çevre
koşullarında yaşanan değişimlere dayandığını söyledi.Pacey,
besin ve yiyeceklerden alınan kimyasalların her geçen
kuşakta daha da artmakta olduğunu ve sperm kalitesindeki
07.Mart.2011
|
|
Ayak tırnağından kanser
teşhisi |
 |
|
Araştırmacılar, ayak tırnağındaki nikotin
seviyesinin akciğer kanseri olasılığını tahmin etmekte
kullanılabileceğini açıkladı. Amerika'nın California
eyaletindeki San Diego Üniversitesi'nden uzmanlar, kesilen
tırnaklardaki nikotin seviyesinin, kanser riskini oldukça
doğru bir biçimde tahmin etmeyi mümkün kıldığını söyledi.American
Journal of Epidemiology dergisinde yayınlanan araştırmaya
göre, tırnaklarındaki nikotin seviyesi yüksek olan
erkeklerin kansere yakalanma riski, düşük olanlara oranla
üç kat daha fazla.Ayak tırnakları yalnızca sigara içenler
değil, içmeyenler için de kanser riskini tahmin etmekte
kullanılabiliyor.Yavaş uzayan ayak parmaklarının kronik
olarak dumana maruz kalmanın işareti olabileceği
belirtiliyor.Tırnaklarındaki nikotin seviyesi yüksek olan
erkeklerin bir kısmı sigara içmeyen ve pasif içici olarak
dumana maruz kaldıkları tahmin edilen kişilerdi.
Araştırma, akciğer kanseri hastası olan ve olmayan toplam
800 erkekle gerçekleştirildi. Akciğer, en yaygın kanser
türü ve her yıl 1,61 milyon yeni vaka teşhis
ediliyor.Akciğer kanserinin en yaygın sebebi ise sigara
kullanımı. 09.Mart.2011 |
|
Şeker de tuz kadar
tansiyon için zararlı |
 |
|
Uzmanlar uyarıyor: Şekerli meşrubatlardan
fazla içerseniz yüksek tansiyon riskini artıyor
olabilirsiniz. Yeni bir araştırma, her gün fazladan içilen
bir kutu şekerli içeceğin tansiyonun kayda değer biçimde
artmasına yol açtığını gösterdi. 2500 kişi üzerinde
yapılan araştırma, şekerlendirilmiş meyve suları ya da
gazoz ve kola gibi meşrubattan günde 355 mililitrenin
üzerinde içmenin dengeleri altüst etmeye yettiğini ortaya
koydu.Amerikalı ve İngiliz araştırmacıların ortak
çalışması Hipertansiyon adlı tıp dergisinde
yayımlandı.Meşrubat içmekle tansiyon arasındaki
bağlantının tam mekanizması kesin olarak ortaya
çıkarılmamış olsa da, bilimadamları aşırı şeker tüketmenin
kan damarlarının yapısını ve vücuttaki tuz seviyesini
etkilediğini düşünüyor. Suni şekerle tatlandırılmış
içecekler bu riski taşımıyor.Araştırma kapsamında yaşları
40 ila 59 arasında değişen İngiliz ya da Amerikalı
denekler dört defaya mahsus son 24 saat içerisinde neler
yiyip içtiklerini not ettikten sonra idrar numunesi verdi
ve tansiyonları ölçüldü. Biliminsanları, günde birden
fazla şekerli meşrubat içenlerin, şeker oranı en yüksek
grubu oluşturduğunu gördü. Şekerlendirilmiş meşrubattan
fazla içenlerin tükettiği kalori miktarının da şekerli
içecekten uzak duranlara kıyasla günde ortalama 397 kalori
daha fazla olduğu dikkat çekiyor.Genelde bakıldığında,
şekerli içeceklerden fazla tüketenlerin daha az sağlıklı
beslendiği ve aşırı kilolu olduğu görülüyor. Fakat bütün
bunlar bir yana, deneklerin kilosu ve boyu gibi faktörler
göz önüne alındığında bile, yüksek tansiyon ve şekerli
içecek arasında açıkça bir bağ görüldüğü söyleniyor.
Araştırma ekibinin başkanları arasında yer alan,
Londra'daki Imperial College'dan Profesör Paul Elliott,
''Fazla tuz tüketenlerin yüksek tansiyon riskinin arttığı
artık yaygın biçimde biliniyor. Fakat bu son araştırma
tuzun yanısıra ne kadar şeker tüketildiğinin de önemli
olduğuna işaret ediyor.'' dedi.Yüksek tansiyon, kalp krizi
ya da inme geçirme riskini büyük oranda artırıyor.Amerikan
Kalp Vakfı, şekerli meşrubattan haftada 355 mililitrelik
üç kutudan fazla içilmemesini öğüt veriyor. 02.Mart.2011 |
|
Ölü doğan bebek
donduruldu yeniden hayata döndürüldü |
 |
|
İngiltere'nin Peterborough kentinde "ölü"
doğan bir bebek, "dondurularak" hayata döndürüldü. Rachel
Claxton adlı anne, dokuz ay önce, gebeliğinin son
döneminde plasentanın rahim duvarından ayrılması nedeniyle
ameliyata alındı.Doktorlar 25 dakika süreyle Ella adlı
bebeği canlandırmaya çalıştılar. Sonunda bebeğin kalp
atışları duyuldu.Ancak doktorlar, doğum sırasında
oksijensiz kaldığı için bebeğin beyninde hasar
oluşmasından endişe ediyorlardı.Bunun üzerine Ella başka
bir hastaneye götürüldü.Cambridge Hastanesi'nde beynin
şişmesini engellemek için "dondurma" yöntemine
başvuruldu.Beyin fonksiyonları normal Özel bir battaniyeye
sarılan bebeğin ısısı, insan vücudunun donma sınırının
altına indirilerek 37 dereceden 33,5 dereceye düşürüldü.Üç
gün sonra Ella'nın vücut sıcaklığı normal seviyesine
getirildi, sekiz gün sonra da hastaneden çıkarıldı. Hala
fizyoterapi gören bebeğin beyin fonksiyonlarının normal
olduğu belirtiliyor.Anne Rachel Claxton, "Mucizem" dediği
Ella'nın her geçen gün daha iyiye gittiğini
söylüyor.Doktorlar, uygulanan yöntem nedeniyle bebeğin
birkaç boyunca kontrol altında tutulacağını söylüyor.
04.Mart.2011 |
|
Allerjilerin nedeni |
 |
|
İngiltere'de tıp çevreleri alerjilerin
sayısının giderek arttığında hemfikir. 2007 yılında
yayımlanan bir araştırma, gıda alerjisi teşhisiyle
hastaneye yatırılanların sayısının 1990 yılından bu yana
yüzde 500 arttığını gösteriyor.Saman alerjisi, astım ve
egzama vakaları da son 30 yıldır artmakta.İngiltere Alerji
Derneği Allergy UK'e göre bu da her üç kişiden birinin
hayatının bir döneminde alerjik belirtiler gösterdiği
anlamına geliyor.Bu durum, İngiltere'de ulusal sağlık
yetkililerini çocuklarda alerjilerle nasıl mücadele
edileceğine ilişkin yeni bir kılavuz yayımlamaya
yöneltti.Çocuklarda en sık görülen gıda alerjileri inek
sütüne, balık ve deniz ürünlerine, tavuk yumurtasına,
soya, fıstık, buğday ve kivi meyvesine oluyor. Vücudun
alerjik reaksiyonu ise çeşitli; kimi zaman hapşırma kimi
zaman deride kabarma şeklinde oluyor ama alerjiye yol açan
madde, kimilerinde de hayatı tehdit edecek şekilde
sonuçlanabiliyor. İngiltere'de St Guys and St Thomas's
Hastanesinden Doktor Adam Fox, bunun basit bir yanıtı
olmadığı görüşünde.Fox, "Bir çok teori var ama ne yazık ki
çoğunda boşluklar var o nedenle sebebini tam anlamıyla
bilemiyoruz" diye konuştu.Lordlar Kamarası Bilim ve
Teknoloji Komisyonu, 2007'de bulgulara ilişki bir
değerlendirme yayımlamıştı.Bu değerlendirmede çeşitli
teorilere yer verildi.Bunlardan biri hijyen teorisi;
insanların çok daha temiz ortamlarda yaşamaları,
bağışıklık sistemlerinin zayıflamasına neden oluyor.Bir
diğeri annenin beslenme düzeni; hamilelik ve emzirme
dönemlerinde annenin beslenme düzeninin, bebekte
alerjilere karşı önemli bir koruma sağlayacağı
düşünülüyor.Komisyon, bireylerin alerjik oldukları maddeye
yüksek dozda maruz bırakılarak alerjisinin üstesinden
gelinebileceği yolunda da görüş belirtti.Değerlendirmede
ayrıca hava kirliliğinin de alerjileri artırdığı görüşü
dile getiriliyor. 28.Şubat.2011 |
|
Kanserin yayılmasına
neden olan enzim durduruldu |
 |
|
İngiltere'deki Kanser Araştırmaları
Enstitüsünden bilimadamları, fareler üzerindeki deneylerde
kanserli hücrelerin yayılmasını bir enzimi bloke ederek
durdurduklarını açıkladı. Yapılan deneylerde LOXL2 adlı
enzimin bloke edilmesi, kanserin vücutta metastazını
engelledi.Cancer Research dergisinde yayımlanan bulgular,
bilim çevreleri ve araştırma vakıflarınca olumlu bir
gelişme olarak yorumlandı. Raporun yazarları, kanserden
ölümlerin yüzde 90'ının, tümörün vücuda yayılmasından
kaynaklandığına dikkat çekiyor. Araştırma kapsamında ise
uzmanlar, meme kanseri bulunan hastaları incelediklerinde,
kanserin yayılması ve hayatta kalma oranlarının düşmesiyle
LOXL2 enzimine bu kişilerde yüksek oranlarda rastlanması
arasında bir bağ bulunduğunu ortaya koydu.Bulgular ayrıca
LOXL2'nin kanserin ilk yayılmaya başladığı evrelerde önem
taşıdığını gösterdi.Bu enzim, kanserli hücrelerin, meme
dokusundan ayrılıp kana karışmasında da rol oynuyor.Bilimadamları
fareler üzerinde yaptıkları deneylerde işte bu enzimin
faaliyetini engelleyecek kimyasal maddeler ve antikorlar
kullandı.Bu uygulama sayesinde kanserli hücrelerin diğer
dokulara yayılması engellendi.Araştırmacılar, yeni
üretilecek ilaçlarla bu enzimin hedef alınabileceğini,
ayrıca kanserin yayılmaya başladığının erken aşamada
tespit edilmesini sağlayacak testler geliştirebileceğini,
bu sayede çok sayıda hayatın kurtarılabileceğini söylüyor.
23.Şubat.2011 |
|
Az uyku kalp krizi riski |
 |
|
Son 100 yılda Amerikalılar’ın gece uykuda
geçirdiği zaman ortalama dokuz saatten yedi saate indi.
Herkesin giderek daha yoğun hayatlar yaşadığı, yaşamın
zorlaştığı bir dünyada artık çoğumuz daha az uyuyoruz.
Ancak yeni bir araştırmaya göre az uyumak çok tehlikeli.
Gece altı saatten az uyuyanların kalp krizi ve inme
geçirme ve bu nedenlerden ölme riski çok daha yüksek. Bu,
sekiz ülkede yarım milyon kişinin uyku alışkanlıkları ve
sağlığı konusunda daha önce yayınlanan araştırmalar
birleştirilerek oluşturulan yeni değerlendirmenin vardığı
sonuç.Araştırmanın yazarı, İngiltere’deki Warwick
Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Francesco Cappuccio gecede
altı ila sekiz saat uyuyanlarda ciddi sağlık sorunlarına
rastlamadıklarını söylüyor:”Ancak altı saatten az, sekiz
saatten fazla uyumak kalp krizi ve inme riskini
arttırıyor. Az uyumak kalp ve damar hastalıklarına
davetiye çıkarıyor. Geceleri uyku süresinin az olmasının
bu rahatsızlıklara yol açtığını bazı mekanizmaları
inceleyerek anlıyoruz.”Doktor Cappuccio bu mekanizmaların
başka araştırmalarda, kişilerin uykusuz bırakıldığı
durumlarda ortaya çıktığını söylüyor. Uykusuzluk birçok
fizyolojik değişikliklere yol açıyor.”Uykusuzluk
tansiyonunuzu ve kolesterol seviyenizi yükseltiyor. Stres
hormonu olan kortisol de artıyor. Tansiyon, kolesterol ve
kortisolde artış uzun yıllar boyunca sürdüğünde kalp krizi
ve inme riski de artıyor.”Cappuccio’nun araştırması gecede
dokuz saatten fazla uyuyanlarda da kalp krizi ve inme,
hatta bu rahatsızlıklardan ölme riskinin arttığı
uyarısında bulunuyor. Ancak uzman bu durumun açık bir
nedeni olmadığını, kişilerin uzun saatler uyumasına neden
olan başka etkenlerin araştırılması gerektiğini söylüyor.
Kanser ya da depresyon bu etkenler arasında. Doktor şöyle
konuşuyor:”Kendinizi çok yorgun ve bitkin hissettiğinizde
daha uzun süre uyursunuz. Bu durum depresyonun erken bir
belirtisi de olabilir.”Uzman, bu yüzden hasta ve
doktorların normalden uzun süre uyku haline neyin yol
açtığını araştırırken başka olasılıklara da bakmalarını
tavsiye ediyor.Francesco Cappuccio’nun kalp ve damar
hastalıklarıyla uyku arasındaki ilişkiyi anlatan
araştırmasına ‘European Heart Journal’ ‘Avrupa Kalp
Dergisi’nin İnternet sitesinde ulaşmak mümkün.
23.Şubat.2011 |
|
Kalbini sırtında taşıyan
adam |
 |
|
ABD'de, organ bağışı sırası bekleyemeyecek
kadar acil durumdaki bir kalp hastasına, sırtta taşınan
tamamen yapay bir kalp takıldı. Oklohoma'da rahiplik yapan
Troy Golden, Marfan Sendromu adı verilen bir genetik
bozuklukla dünyaya geldi.Hastalık nedeniyle, Golden'ın
kalp ve kalp kapakçığı çevresindeki dokular zarar gördü.Troy
Golden 41 yaşında, kalp kapakçığının değiştiği ve kalp
duvarlarının yeniden şekillendirildiği bir ameliyat
geçirdi.Ancak Golden'ın durumu kötüleşince, kalp değişimi
için organ bağışı sırasına konuldu.Ama zamanında kalp
bulunamayınca, Golden ABD'de tamamen yapay kalp takılan
birkaç kişiden biri oldu. Plastikten yapılan, 160 gram
ağırlığındaki yapay kalp, normal kalpten biraz daha
büyük.Yapay kalp, bir hava pompasının sağladığı enerjiyle
çalışıyor. Golden, bu hava pompasını bir sırt çantasında
taşıyor.Troy Golden, hava pompasının çıkardığı sese
alıştığını ve yapay kalp takıldıktan bu yana çok daha iyi
hissettiğini söylüyor.Ancak Golden'ın yaşamını uzatan
yapay kalp kalıcı bir çözüm değil.Kalbin pillerinin
sürekli şarj edilmesi ve yedek parçaların devamlı hazırda
tutulması gerekiyor.Ayrıca enfeksiyon ve pıhtılaşma da her
an karşı karşıya kaldığı bir risk.Dolayısıyla Troy Golden
yine organ bağışı beklemek zorunda.
Ancak bilimadamları son dönemde kalbi tamamen değiştiren
değil, çalışmasına yardımcı olan teknolojilere odaklanmış
halde.Kalp yetmezliği çeken hastalarda, kalbin çalışmasına
yardımcı olmak için bir puro boyutlarındaki minyatür
pompalar takılıyor.Troy Golden'ın yapay kalbinin tersine,
bu pompalar devamlı olarak kullanılabiliyor.Kalp, hasar
gören kısımlarını onardığında da, pompalar
çıkartılabiliyor.Kök hücre teknolojisiyle, labarotuar
ortamında kalp dokuları, hatta tam bir kalp üretme
çalışmaları yapılıyor. 17.Şubat.2011 |
|
Güzelleşmek isterken
hasta oldular |
 |
|
Fransa'da fazla kilolarından kurtulmak
isteyen binlerce kişi kullanıdıkları ilaç yüzünden kalp
hastası oldu. Kilo sorunu olup da zahmetli egzersiz ve
diyet programlarıyla uğraşmadan kilo vermek isteyenlerin
en büyük hayalidir: İç hapı, zahmetsizce zayıfla! Bugüne
kadar piyasaya pek çok sözüm ona "mucize zayıflama ilacı"
piyasaya sürülse de bunların gerçekten işe yarayıp
yaramadıkları konusunda ciddi şüpheler var. Konunu bir
başka boyutu da bu ilaçların yan etkileri.Örneğin
Fransa'da fazla kilolarından kurtulmak isteyen binlerce
kişi kullanıdıkları ilaç yüzünden kalp hastası oldu. İlaç
nedeniyle sağlık sorunu yaşayanlardan ve hayatını
kaybedenlerin yakınlarından oluşan 175 kişi Fransa'nın en
büyük ilaç firmalarından Servier'e dava açtı.Mediator adlı
ilacın ruhsatı aslında diyabet hastalığı için alınmıştı.
Ancak kilo vermeye yardımcı olan etkisi nedeniyle birçok
doktor tarafından diyet ilacı olarak hastalara yazıldı.
Mediator Fransa'da 30 yıl satışta kaldı. Üklede 2009
yılının kasım ayında piyasadan kaldırılan ilaç, İtalya ve
İspanya'da 2005 yılında satıştan çekilmişti.
Kullandığına bin pişman
Vivianne Godineau yaklaşık 3 yıl boyunca Mediator adlı
ilacı kullandığı için bugün büyük pişmanlık duyuyor.
Godineau "Kalp çarpıntım var. Merdiven çıkmam gerektiğinde
zorlanıyorum. Yolda biraz hızlı yürüyünce de aynı şey
oluyor" açıklamasını yapıyor. Vivianne Godineau'nun
yaşadığı aşırı yorgunluk belirtileri ilacı kullandığı
dönemde ortaya çıkmış. Godineau iki yıldır Mediator
kullanmasa da, yorgunluk hissi peşini bırakmıyor. Hergün
yeni Mediator kurbanları hukukî yardım almak için İlaç
Kurbanları adlı derneğe başvuruda bulunuyor. Dernek
yetkililerinden Georges Alexandre şimdiden yaklaşık bin
200 başvuru aldıklarını kaydediyor. 11.Şubat.2011 |
|
Yüksek Kolestrol
öldürüyor |
 |
|
Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı kapsamlı
bir araştırma tüm dünyada kolesterol seviyesi yüksek olan
kişilerin çoğunun kalp krizi ve felç gibi ciddi
rahatsızlıkları önlemek için tedavi görmediğini
gösteriyor. Bu konuda şimdiye kadar yapılan en büyük
araştırma olan bu çalışma, sorunun özellikle gelişmekte
olan ülkelerde ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koydu.
Yüksek kolesterol ve kalp krizi arasındaki ilişki yeni
değil. Ancak yeni bir araştırma çok sayıda kişinin kalp ve
damar hastalıklarına yol açan yüksek kolesterol
seviyesinin kontrol altına alınması gerektiği konusunda
ciddi bir uyarı 147 milyon kişiyi kapsayan araştırma tüm
dünyada kolesterol seviyesinin yükseldiğini gösteriyor.
Daha da kaygı verici olan, bu hastaların çoğunun tedavi
görmemesi. Örneğin Japonya’da yüksek kolesterolü olanların
yüzde 53’ü tedavi görmüyor, Tayland’da yüksek kolesterol
sorunu olanların yüzde 73‘üne teşhis bile konmamış.Doktor
Chelsea Kidwell Washington’daki Georgetown İnme Merkezi
Başkanı ve şunları söylüyor: ”Gelişmekte olan ülkeler Batı
tarzı beslenmeye ağırlık verdikçe kolesterol seviyesi de
yükseliyor. Herkesin yüksek kolesterolün felç ve kalp
hastalığı riski oluşturduğunu anlaması gerekiyor.””Kötü”
kolesterol kan dolaşımında plak oluşmasına yol açıyor.
Plak, kalbe kan akışını yavaşlatıyor. Kalbe yeterli kan ve
oksijen ulaşmaması, kalp krizine neden oluyor. Plak kanın
beyne erişmesini engellediğinde de felç meydana geliyor.
Yüksek kolesterolün kendi başına belirtileri yok. Bu
nedenle birçok kez kalp krizi ve inme olmadıkça kişi
kolesterolünün yüksek olduğunu anlamıyor. Doktor Kidwell
açıklıyor: ”Basit bir kan testi kolesterol seviyenizi
gösterir. İnme ve kalp krizi riskini azaltmak için
kolesterolü belirli bir düzeye indirmek hedeflenmeli.
Örneğin kalp krizi ve felçten korunmak için kötü
kolesterol seviyesi 100’ün altına çekilmeli.”
21.Şubat.2011 |
|
Yanık hastalarının
bilgisayar oyunu ile tedavisi |
 |
|
ABD'de yanık hastalarının tedavisinde acı
ve ağrıları dindirmek için hastalara bilgisayar oyunları
ile destek veriliyor.Seattle kentinde Washington
Üniversitesi Harborview Yanık Merkezi'den Profesör David
Patterson ve Profesör Hunter Hoffman tarafından
geliştirilen SnowWorld adlı simülasyonlu oyun, üç boyutlu
buzlu bir kanyonda geçiyor.Oyun, son on yıl içerisinde
hastalarda ağrı ve acıların dindirilmesini daha iyi
anlamamızı sağlayan bilimsel araştırmaların ürünü.Profesör
Hoffman oyunun amacını, ''hastanın dikkatini odaklayacağı
ve bu şekilde ağrılarından kaçabileceği bir ortam'' olarak
açıkladı.Profesör Hoffman, ''Ağrıların psikolojik
boyutunun çok önemli olduğunu ve tedavide psikolojik
yöntemlere büyük iş düştüğünü'' söylüyor.Başlarına
taktıkları özel bir kask ile tamamen bilgisayar oyununun
dünyasına giren hastalar, taktıkları kulaklıklarla dış
dünyanın seslerinden uzaklaştırılıyor.Doktorların
ifadesiyle SnowWorld oyunu, ''hasta ile gerçeklik arasına
bir perde çekiyor.''Oyun, basit kurallar üzerine kurulu.
Oyunu oynayan hasta, kardan adam, penguen, mamut veya
eskimo evlerine kartopu fırlatıyor. Karşılığında üzerine
atılan kartoplarından kaçmak zorunda.Geçirdiği motorsiklet
kazasında ikinci ve üçüncü derece yanıklar alan 23
yaşındaki Caleb Springer, SnowWorld oyununu oynayan
hastalardan biri.''Penguenlerden birini kartopuyla vurdun
mu, donup kalıyor. İkinci kez vurdun mu, patlayıp
yokoluyor. Bol aksiyonlu bir oyun, başka bir şey
düşünmüyorsun'' diyor.Oyunu geliştiren doktorlar,
kuralları gayet basit tutmuş. Normalde piyasada satılan
bilgisayar oyunları, hastaların dikkatlerini
toparlayamayacakları düzeyde karmaşık olduğu için tedaviye
uygun değil.Profesör Hoffman, yanık hastalarının hastanede
gördükleri aletleri, bandajları ya da pansumana gelen
hemşireleri çektikleri acının görsel sembolleri olarak
algılamaya başladığını söylüyor.Tedavi edildiği odadaki
nesne ve insanları çektiği acı ile özdeşleştiren hastanın
SnowWorld oyunu sayesinde farklı bir dünyaya girdiğini
söyleyen doktorlar, bundan önce hastalara müzik dinleterek
ya da film izleterek beyinlerini oyalamaya çalıştıklarını,
fakat hiçbirinin bilgisayar oyunları kadar etkili
olmadığını söylüyor.01.Şubat.2011 |
|
Facebook'ta arkadaşlık
stress yaratıyor |
 |
|
İskoçya'da yapılan bir araştırmaya göre, sosyal iletişim
sitesi Facebook'ta arkadaşlık, kullanıcılarda strese yol
açıyor. Araştırmaya katılan her 10 kişiden en az biri
Facebook'un kendisinde endişe yarattığını söyledi. Her 10
kişiden kişiden üçü de, arkadaşlık isteklerini
reddettiklerinde, kendilerini suçlu hissettiklerini
belirtti. Araştırmaya katılan öğrencilerden yüzde 12'si
arkadaşlık isteği almaktan hoşlanmadığını bildirdi.Bu
öğrencilerin yüzde 63'ü de, arkadaşlık isteklerine yanıt
vermeyi ertelediğini söyledi.Napier Üniversitesi'ndeki
araştırmaya başkanlık eden Doktor Kathy Charles,
sonuçların bazı çelişkileri de ortaya çıkardığına dikkat
çekti.Kathy Charles, "Facebook'ta olma kullanıcılar
üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. Bu duruma karşın,
kullanıcılar sitenin yararları konusunda, hatırı sayılır
ölçüde kararsız" dedi.Charles, "Facebook tıpkı kumar
oynayanlarda görüldüğü gibi, kullancıları, sinir
hastalarında rastlanan bir ikilemle yüz yüze bırakıyor.
Kullanıcılar, bir yandan iyi bazı şeyleri kaçırmamak da
istedikleri için, Facebook'ta bulunup bulunmamalari
gerektiğini bilmiyor." diye konuştu.Napier
Üniversitesi'nin Facebook araştırması kapsamında 200 kadar
öğrenciyle görüşüldü.Facebook'un dünya çapında 500
milyondan fazla kullanıcısı bulunuyor 18.Şubat.2011
|
|
|
|
|
|
Sarımsak
kanser riskini azaltıyor |
|
 |
Çiğ ya da pişirilmiş sarımsak
tüketenlerde, mide, bağırsak, prostat, gırtlak ve meme
kanserinin daha az görüldüğü bildirildi.
Uzmanlar, sarımsağın yapısında bol
miktarda su, şeker içeren karbonhidratlar, kükürt
bileşikleri, protein, lif ve serbest amino asitler
bulunduğunu belirtti.
Sarımsağın ayrıca yüksek miktarda fosfor, potasyum,
kükürt, çinko, orta miktarda selenyum, A ve C vitaminleri
ile az miktarda da kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir,
manganez ve B kompleks vitaminlerini içerdiğini belirten
uzmanlar, uygarlık tarihi boyunca sarımsağın tıp alanında
özellikleri değerlendirilip, birçok hastalığın tedavisi
amacıyla kullanıldığını söyledi.
Uzmanlar, sarımsağın bugün de atardamarları etkileyen
hastalıklar, kanser, bağışıklık sistemi bozuklukları ve
ağrılı eklem hastalıkları gibi birçok kronik hastalığın
önlenmesi ve tedavisi amacıyla kullanıldığına işaret etti.
İstanbul, 16 Mart 2008
16:09 |
|
Tansiyon aşısı umut vadediyor |
|
 |
Özellikle hipertansiyon diye bilinen ve halk arasında
oynak tansiyon diye tanımlanan durumu düzeltmek için
hazırlanan aşının umut vadettiği ortaya çıktı. Uzmanların
72 yetişkin üzerinde denediği ve AngQb adındaki aşı, ü.
ayrı dozdea deneklere verilmiş ancak doktorlar aşının grip
gibi bir yan etki göstermesine rağmen güvenli olduğuna
karar verdi. haberinaslı 10.Mart.2008 |
|
Yaşlılarda, uykusuzluğun bedeli ağır |
|
 |
| Orta ve yaşlı kişilerde
uykusuzluk sorununun bir çok sağlık sorununa neden olduğu
ileri sürüldü. Uykus orunu olan kişilerin gece uyurken
solumunda sorunlara neden olduğu, bununda boğazdaki
dokuların gevşeyerek gırtlağı kapattığı vurgulandı.
Uzmanlar 67 ila 89 yaş arasında 158 kişi üzerinde
yaptıkları araştırmada bu durumun maliyetinin yüksek
olduğuna da dikkat çekiyor. haberinaslı 10.Mart.2008 |
|
Yorgun
hissediyorsanız egzersiz yapın |
|
 |
Amerikalı uzmanlar, kendisini
yorgun hisseden kişilerin egzersiz yapmaları durumunda
yüzde enerji artırdıklarını ve yüzde 65 de ölüm riskini
düşürdüklerini belirledi. Georgia Üniversitesi uzmanları,
hiç egzersiz yapmamış 38 kişi üzerinde yaptıkları
araştırmada, 20 dakika yoğun egzersiz yapan kişilerin
enerji limitlerini yüzde 20 artırdıkları, kanser ile kalp
ve dolaşım hastalıklarında ölüm risklerini yüzde 60
düşürdüklerini gördü. haberin aslı 03.Mart.2008
|
|
Vitamin hapları, akciğer kanseri riskini azaltmıyor |
|
 |
| Amerikalı uzmanlar, vitamin
almanın akciğer kanseri riskini azaltmadığını ortaya
koydu. Yaşları 50 ila 76 arasında E, C vitamini ile folate
alan 77 721 kişi üzerinde yapılan araştırmada özellikle
eskiden sigara içen kişilerde beklenen yararları
yaratmadığını ortaya koydu. Doktorlar tersine E vitamini
alan kişilerde yüzde 28 riskin arttığını gördü. Doktorlar
özellikle sigara içen kişilerin E vitamini kullanmamasını
öneriyor. haberinaslı 03.Mart.2008 |
|
Kadın
saçından, meme kanseri teşhisi konabilecek |
|
 |
|
Yapılan bir araştırmada meme kanseri olan
kadınların saçlarının olmayanlardan farklı olduğunu ortaya
koydu. Doktorlar ciltte yakın olarak alınan saçlara Xray
ışıklarının verilmesi durumunda bazı özellikleri ortaya
koydu. 13 hasta üzerinde yapılan araştırmada bir hastada
teşhis yanıldı. Doktorlar saç köklerine yakın kısımlarda
birer halka şeklinde işaretlere rastlandığına dikkat
çekiyor. haberin aslı 18.şubat.2008
|
|
Antidepresantlar bir işe yaramıyormuş |
|
 |
Prozac ve Seroxat gibi dünya
çapında milyonlarca kişinin kullandığı anti-depresanlar
üzerinde yapılan bir araştırmada, bu ilaçların aslında işe
yaramadığı sonucuna varıldı. Araştırmada, Amerika Birleşik
Devletleri'ndeki bilgi edinme yasası uyarınca ilaç
şirketlerinin bu ilaçlar üzerinde yaptığı, ancak
yayınlamadığı klinik deneylerin sonuçları elde edildi. Bu
şekilde değerlendirilen 47 klinik deneyden çıkan veriler
ışığında da anti-depresanların, hiçbir etkisi olmayan
placebo, ya da şeker haplarından çok farklı olmadığı
belirlendi. Çalışma sonucu, anti-depresanların ciddi
depresyon hastalarında işe yaradığı, ancak bunun da
sınırlı düzeyde olduğu saptandı. İngiliz, Amerikalı ve
Kanadalı bilim adamlarından oluşan araştırma ekibinin
başkanı Profesör Irving Kirsch "Anti-depresan ve placebo
alan hastalar arasındaki gelişme farkı da çok değil. Bu
depresyon hastaların kimyasal tedaviler olmadan da gelişme
kaydedebileceğini gösteriyor" dedi. Araştırmanın eski
klinik veriler üzerinden yapıldığına dikkat çeken ilaç
şirketleriyse yeni kanıtların tam tersi yönde olduğunu
savunuyor. 27.Şubat.2008
|
|
Kayıp bir
tür protein Melanoma'nın yayılmasını önlüyormuş |
|
 |
| Araştırmacılar, melanoma diye
bilinen cilt kanserinin yayılmasını önlediğini belirledi.
Doğal olarak gizli kalan IGFBP7 adlı protein, kanser
hücrelerinin üremesini önlüyormuş. Massachusetts
Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanları, laboratuarda
ürettikleri sentetik protein ile farelerin kanserli
hücrelerini öldürdüklerini kaydetti. Haberin aslı
11.Şubat.2008 |
|
|
Çay içen
kadınların dolaşım sistemi daha sağlıklı |
|
 |
Yapılan bir araştırmada günde
üç bardak çay içen kadınlarda kan ve dolaşım sisteminin
tıkanması gibi bir sorun yaşanmadığını ortaya koydu. 2613
erkek ve 3900 kadın üzerinde yapılan araştırmada,
kadınlarda görülen Carotid Plaques adındaki tıkanmanın çay
içenlerde daha az olduğunu gösterdi. Doktorlar, çayın bu
konudaki yararının yalnız kadınlarda ortaya çıktığını
erkeklerde görülmediğini vurguluyor. Haberin aslı
18.Şubat.2008
|
|
Yeni grip
aşısı dil altına yerleştiriliyor |
|
 |
Sağlık uzmanları buldukları
ve şu anda fareler üzerinde denenen yeni grip aşısının
iğne yerine dil altına bir kaç damla ile etkili
olabildiğini belirtti. Güney Kore'de İsveç, Suudi
Arabistan ve kendi hükümetleri tarafından desteklenen
araştırmada tükürüğe karışan ilacın süratle vücudun
bağışıklık sisteminde kuvvetli bir reaksiyona neden olarak
hastalığı yok ettiği belirtildi. Bu sonbaharda piyasaya
sürülecek olan aşının özellikle yaşlılar için bir
kurtarıcı olacağı vurgulanıyor. Haberin aslı 30.Ocak.2008
|
|
Kilo
kaybı için vücuttaki yağ miktarı önemli |
|
 |
Uzamanlar, bugüne kadar kilo
kaybı rejimleri ve yaşam tarzının değişimi için yapılan
vücut yoğunluğu ölçümlerinin yanıltıcı olduğunu bunun
yerine vücudun yağ miktarının belirlenmesinin doğru
teşhise yol açabileceğini kaydetti. Yaşları 20 ila 60
arasında olan 23 erkek ile 40 arasında yapılan
araştırmalarda, yağ yoğunluğuna göre yapılan diyet
programı ve yaşam değişimlerinin daha etkili olduğunu
ortaya koydu. haberin aslı 11.Şubat.2008
|
|
Ciltten
alınan hücre ile kök hücre ve embriyo üretildi |
|
 |
California- Amerikalı
uzmanlar, yetişkin bir kişiden alınan cilt hücresinden bir
embriyo üretildi. Laboratuarda beş adet üretilen bu
embriyolar bir kadının karnındaki ölü bebeğe enjekte
edildi. Doktorlar bu yapılan denemenin sağlıklı bir bebeğe
dönüşüp dönüşmeyeceğini izliyor. Bu durum dini nedenlerle
kök hücre üretilmesine karşı çıkan kişilerin de tezlerini
elinden almış oluyor. haberin aslı 18.Ocak.2008
|
|
Meşrubat
erkeklerde Gut riskini artırıyor |
|
 |
Tatlandırılmış meşrubatlar ve
karbonlu içkilerin erkeklerde Gut hastalığı riskini
artırdığı ortaya çıktı. Uzmanlar karbonatlı meşrubatlar ve
früktozlu içeceklerde meyvelerden elde edilen früktoz
bulunduğunu ve bununda ürik asit düzeyini artırdığını
belirleyen uzmanlar, aslında bu hastalığın ana
nedenlerinden birinin de alko
|
|
Kalp
ilacı Vytorin yararsız çıktı |
|
 |
Amerikalı Merck and Schering-Plough
ilaç şirketi tarafından üretilen Vytorin ilacının yapılan
araştırmalarda kalp ve damar hastalıklarına büyük bir
etkisi olmadığı beyin kanaması ve öteki acil vakalarda
başarı sağlamadığı tespit edildi Araştırma bir çok doktoru
şok ederken ilaç şirketinin hisselerinin de düşmesine
neden oldu. 16.Ocak.2008
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|