ÖĞRETMENLER GÜNÜ

( 24 Kasım )

 ANASAYFA

AÇIKLAMA -1-

Öğretmen; öğretme işini görev edinen kişiye denir. Öğretmenlik bir meslektir. Kişinin öğretmen olabilmesi için öğretmen yetiştiren bir okulu bitirmesi gerekir. İlkokullarda öğretmen Sınıf Öğretmenidir. Sınıfın bütün derslerini aynı öğretmen okutur. Ortaokul ve Liselerde ders öğretmenliği vardır. Meslek okullarında dersler özel şekilde yetiştirilmiş meslek öğretmenleri tarafından işlenir.

Eskiden öğretmene "Muallim", öğretmen yetiştiren okula da "Muallim Mektebi" denirdi. Ülkemizde öğretmen okulu ilk kez 16 Mart 1848'de açıldı.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde eğitime ve öğretime önem verilmiyordu. Az sayıda okul vardı cumhuriyetin ilanıyla birlikte yurdumuzun her yanına yeni yeni okullar açıldı. Okul çağında olanlar bu okullarda okumaya başladı.

Atatürk, eğitimin, öğretimin yayılmasından, yaygınlaşmasından yanaydı. 1928 yılında Arap harflerinin kaldırılıp yerine bugün kullanmakta olduğumuz Türk harflerinin kabulü tüm yurtta sevinç yarattı. Halkın yeni harfleri kısa sürede öğrenip daha çok yurttaşın okur - yazar olmasını sağlamak amacıyla yoğun bir çalışma başladı. Okuma - yazmayı yaygınlaştırmak için okul çağı dışındaki yurttaşlara okuma - yazma öğreten okullar açıldı. Bunlara Millet Mektepleri adı verildi.

Atatürk, Ulus Okulları dediğimiz Millet Mektepleri'nde yazı tahtasının başına geçerek dersler verdi. Bakanlar kurulu 11.11.1928 günü yaptığı toplantıda Ata'ya Ulus Okullar Başöğretmenliği sanını verdi. 24 Kasım Atatürk'ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür.

Öğrencileri, öğretmenleri, okulu çok seven Atatürk yurt gezilerinde okullara uğrardı. Sınıflara girer, sıralara oturur, ders dinlerdi. Öğrencilere sorular sorardı. Öğretmenlerle konuşur, her yerde öğretmenliğin üstün bir meslek olduğunu anlatırdı.

Atatürk, öğretmenlerin Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda nasıl canla başla çalıştıklarını yakından izlemiştir. Yurdumuzun düşman tarafından paylaşıldığı sırada öğretmenler Öğüt Kurulları oluşturarak halka ulusal bağımsızlık, Ulusal Kurtuluş Savaşı düşüncelerini yayıyordu. Öğüt Kurulları dışında öğretmenler 14 eğitim kuruluşu ile birlikte Milli Kongre Cephesini kurdular. Milli Kongre Cephesi, düşmanların İzmir'i işgal ettikleri günlerde Sultanahmet Mitingini hazırladı. Bu mitingin konuşmacılarından çoğu öğretmenlerdi.

Başöğretmen Atatürk, öğretmenlerin Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda gösterdikleri etkinliği hep övmüştür. Atatürk yeni Türkiye'nin yaratılmasında öğretmenlere büyük görevler düştüğü inancındaydı. Çağdaş bir ulus olmamız için eğitimin yaygınlaşması gereğine inanıyordu. Bu nedenle Atatürk "Ulusları kurtaracak olan yalnız ve ancak öğretmenlerdir." Sözleriyle öğretmene verdiği önemi ve duyduğu saygıyı en güzel biçimde belirtmiştir.

Atatürk'ün 100. Doğum yıldönümü olan 1981 yılında, 24 Kasımın her yıl Öğretmenler Günü olarak kutlanması kararlaştırıldı.

Öğretmenler Günü'nde öğretmenin toplum içindeki yeri, değeri belirtilir. Öğretmen sorunları dile getirilir. Öğretmenler Günü'nde; eğitime, öğretime hizmet etmiş, saygınlık kazanmış öğretmenler anılır. Gençlerin yetişmesindeki katkıları anlatılır. Mesleğe yeni giren öğretmenler 24 Kasımda Öğretmen Andı içerek göreve başlarlar.

Öğretmen; yapıcı ve yaratıcıdır. İnsan haklarına saygılıdır. Öğretmen özverili, çevreye güven ve inanç veren, içi insan sevgisiyle dolu bir kişidir. Atatürk; "Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır." demekle öğretmene yüklediği sorumluluğu ve değeri anlatmıştır.

Öğretmenler sevgi dağıtır. İçimizi aydınlatır. Bizi doğruya yöneltir. Bilgili kişiler olmamız için çaba gösterir. Dünyayı tanıtır. Öğretmen her alanda yeniliği, yenileşmeyi savunur. Gerçekleri anlatır. Beceri ve yeteneklerimizin gelişmesine yardımcı olur. Kısaca analar doğurur, öğretmenler yetiştirir.

 

AÇIKLAMA -2-

 

Bir milletin milli, ahlâki ve kültürel yönden güçlü ve medeniyet bakımından kalkınmış olması öğretmenlerinin üstün çalışmalarına bağlıdır. Milli birlik ve beraberliğimizin teminatı öğretmenlerdir.

Bizleri ham bir madde olarak ele alan öğretmenler, üzerimizde titiz,dikkatli ve sabırlı çalışmalar yaparak bizi şekillendirirler. Duygularımıza, ruhumuza, fikirlerimize ve hayata bakışımıza en güzel desenleri verirler.

Bize doğruyu, güzeli, iyiyi, mertliği, milli duyguları ve Atatürk ilkelerine bağlılığı öğreten öğretmenlerimizdir. Biz onların eseriyiz. Sıhhatini, nefesini, enerjisini, gençlik yıllarının hepsini bizim için harcar.

 

 

ÖĞRETMENİM

"Öğrenci gözüyle öğretmen" adlı

yarışmada birincilik ödülü alan yazı.

 

Ben bir öğretmen çocuğuyum. İlk öğretmenim de annemdir. Öbür çocuklar gibi okula başlarken yabancılık çektiğimi söyleyemem. Yaşamım okulda başlamıştı. Ancak okula başlamamla yeni bir sorun önüme çıktı. Annemi öbür çocuklarla paylaşmak zorunda kalmıştım. Evde benim üzerime kanat geren, bana bir çiçek gibi özen gösteren annem, okulda ve özellikle sınıfımızda bambaşka biri oluyor, tüm çocuklar onunmuş gibi onlara da aynı sevgiyi gösteriyordu.

Dahası, onların sorunlarını eve de getiriyor ve hepsiyle ayrı ayrı ilgileniyordu. Bu benim kıskançlığımı arttırıyordu. Özellikle "Ümmü" ile çok ilgileniyordu. Bu siyah saçlı, siyah gözlü, tombul yanaklı köy çocuğu pek konuşkan değildi. Teneffüslerde oyunlara da katılmazdı. İçine kapanık, sessiz bir tipti. Annem teneffüslerde "Ümmü" ile oynardı. Ümmü'nün sorununa çözüm bulabilmek için ailesi ile sıkı bir ilişki kurmuştu. Bu çalışma kısa sürede meyvesini verdi.

Ümmü oyunlara bizim çağırmamızı beklemeden katılıyor, çalışmaları ile de kendini gösteriyordu. Annemin sevinci sonsuzdu. Bir ödül almışçasına "Ümmü'yü kazandım" diye seviniyordu. Fakat sevinci uzun sürmedi. Talihsiz bir olay Ümmü'nün yaşantısını alt üst etti.

Soğuk bir kış günü evde yalnız kalan Ümmü, sobayı yakmak istemiş fakat yakamamış. Bakmış ki olmuyor, kızgın odunların üzerine gaz dökmüş ve kibriti yakmış. İşte ne oldu ise o zaman olmuş, sobadan fırlayan alevler Ümmü'yü sarmış. Dumanları gören komşular eve koşmuşlar. Ümmü'yü yarı baygın halde kurtarmışlar, yangını da bastırmışlar.

Ev kurtuldu. Fakat Ümmü geçirdiği korku nedeniyle konuşamaz oldu. Gösterildiği doktorlar Ümmü'yü ancak bir şokun konuşturabileceğini söylemişler. Annem Ümmü'yü sıkıntılı günlerinde yalnız bırakmadı. Sınıfa getiriyor, onunla yine ilgileniyordu.

Aradan iki ay geçti. Annem kalp çarpıntısı geçirerek derste rahatsızlandı. Rengi sararıyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Babam bir taksi getirdi, annemi bir battaniye içinde sarsmadan arabaya yerleştiriyorlardı ki; kekeleyen bir ses işitildi. "Öğretmenim ne olur iyi ol, seni çok seviyorum." Hepimizden önce annem tanıdı sesin sahibini. Ümmü'ydü bu.

Annem kapalı gözlerinin ardından sızan yaşlarla, "Ah ne güzel Tanrım. Ümmü de konuştu." dedi.

Ben de Başöğretmen Atatürk'ümün eğitim ordusunda öğretmen olacağım.

Ben de bilgisizliğin karanlığına ışık tutacağım. Yurdumun çocuklarına bilgiden taç öreceğim. Öğrencilerimin gönüllerinde yaşayacağım.

Özlem ÖZTUĞ

 

KONUŞMA

 

Sevgili Arkadaşlar!

Harf devrimini yapan Mustafa Kemal Atatürk, yeni harflerin öğretilmesi için yazı tahtasının başına geçti. Milletimize yeni harfleri öğretmek için canla başla çalışmaya başlamıştı. Bakanlar Kurulu 11 Kasım 1928 günü yaptığı toplantıda, Ata’mıza “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” unvanını verdi. 24 Kasım, Atatürk’ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür. Ata’mızın yüzüncü doğum yıldönümünün kutlandığı 1981 yılında, 24 Kasım’ın her yıl Öğretmenler Günü olarak kutlanmasına karar verildi.

Öğretmenler gününde, öğretmenlerimizin değerini, sorunlarını ve hizmetlerini hatırlar, onların emeklerini boşa çıkarmamak için gayrete geliriz. Biliriz ki, çalışkan, dürüst ve insani değerlere sahip insanlar olmamız, öğretmenlerimize verebileceğimiz en güzel armağandır.

Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Sevgi dağıtıp içimizi aydınlatan öğretmenler bizi doğruya yöneltir, bilgili kişiler olmamız için çaba gösterirler. Dünyayı tanıtırlar bize. Gerçeği, daima gerçeği, yeniliği, gelişmeyi ve bilimi anlatırlar. Yeteneklerimizin gelişmesine yardımcı olur, doğruluk, dürüstlük ve yardımseverlik gibi evrensel değerlere ulaşmamızı sağlarlar. Bize anne olurlar, baba, kardeş ve arkadaş olurlar.

Dünyanın en saygın insanları olan, siz öğretmenlerimin huzurunda saygı ile eğilirim. Geleceğimiz, gözlerinizde gördüğümüz ışıltılar gibi aydınlık olsun!

24 KASIM ÖĞRETMEN OROTORYOSU
Sarı gelin fon müziği(1dk)
Konuşma başlar:
() Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nın hemen ardından Birinci Dünya Savaşı patlak verir. Bu savaşa biz de İttifak Devletlerinin yanında katılırız. Cepheler açılır. Özellikle Çanakkale‘de ordularımız bir tarih yazar. Çanakkale’nin geçilmezliğini bütün dünyaya gösterirler.
“Çanakkale İçinde”(MÜZİK)
()Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale’de geçit vermediğimiz yedi düvel, İttifak Devletleri arasında yer aldığımız için bizi de yenik sayar.30Ekim 1918 Mondros’ta Ateşkes imzalanır.
İhsan Özgen’in müziği(Koca Arap Zeybeği)-[ışık hafif karartılacak]
() “Kara kara bulutlar çöreklenmiş üstümüze,
Kartal yuvalarına yarasalar tünemişti,
Tutsak etmişti özgürlüğü sömürgeci dünya.

TOPLU-EĞİLMEYEN BAŞLARI EĞECEKLERDİ.
() Önce güneşi kör ettiler
Sonra karanlık karargâh kurdu tepemize,
Üşüştü akbabalar birer ikişer.

TOPLU-GÜZEL YURDUMUZU İŞGAL ETTİLER.
—Müzik devam edecek-[ışık açılır]

() 13 Kasım 1918’de İstanbul işgal edilir. Böylece Anadolu kalın bir sis perdesinin içine doğru itilir. Bu kabullenilemez.
—Müzik devam edecek
() Daha dün boğduk Çanakkale’de teknolojiyi,
Etle, tırnakla, çakaralmaz silahla.
Yine onur savaşı veririz tüm vatan sathında,

TOPLU-ÖLÜMÜ YEĞLERİZ SUSMAKTANSA.
—Müzik devam edecek

() 7 Aralık 1918’de Antakya Fransızlar tarafından;1919’un Ocak, Şubat, Mart aylarında Antep, Maraş, Urfa İngilizler tarafından işgal edilir.

() Bu işgaller İnsanımızı kenetler, yurdun her köşesinde milis kuvvetleri oluşmaya başlar. İşgal edilen bölgelerde düşmana gereken direniş gösterilecektir.
—Müzik:”Eklemedir Koca Konak…”

() Biz biliriz özgürlüğün bedelini.
Biz biliriz toprağın değerini.
Dardaysa eğer vatan,
Namlusuyuz söz konusuyla
TOPLU-YENİDEN KASIRGALAR ESTİRİRİZ,
YENİDEN TUFANLAR YARATIRIZ,
VARSIN, BİRAZ DAHA AKSIN KANIMIZ
—Müzik devam edecek-[konuşmaya hemen girilir]
() 13 Nisan 1919’da Kars ve çevresi İngilizler tarafından işgal edilir. Düşman burada da direnişle karşılaşacaktır.

() “Kınalı eller kağnı çekti,
Mermiler aldı bebelerin yerini,
Siper etti dedeler göğüslerini,
—Müzik “İzmir’in Kavakları”

() “Efeler diyarı burası,
Kuva-yi Milliye pınarı.
Bakmayın suskunluğumuza,
Söz konusu bayrağımızsa
Sığmayız yatağımıza.

TOPLU- IRMAK OLUR, NEHİR OLUR,
YÜKLERİMİZ DÜŞMANA.
[Müzik devam edecek]

() İzmir ve çevresinin ablukaya alınmasının hemen sonrasında Mustafa Kemal Samsun’a doğru yol alır. Artık kurtuluş hareketi gerçek anlamda bir boyut kazanacaktır.

() “Karadeniz’de dalgalar azgın, hava puslu
Samsun’a yol alan Bandırma vapuru mahsun.
Umuda el açmış Anadolu,
Beklemekte zinciri kıracak kılavuzu.”
—Müzik: Sazlar eşliğinde;”Ankara’nın Taşına Bak…”

[Biraz Beklenecek]
() İşgaller karşısında bölgesel direnişler istenilen sonuçları vermez. Bu yüzden birlikte hareket etme gereği vatanın kurtulması için bir zorunluluktur. Mustafa Kemal, bu doğrultuda Çalışmalara yoğunluk verir. Amasya Genelgesi’nin ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapılır sınırlar. Sınırlar konur.23 Nisan 1920’de T.B.M.M’si kurulur.
[Müzik devam edecek]

() “Yamandı havza yolları,
Tek yürek atacaktı Amasya’da
Erzurum’da şahlanacaktı Dadaş,
Sivas’ta kurtuluşa bayrak açılacak,

TOPLU-ANKARA’DA GÜNEŞ DOĞACAKTI.
[Biraz beklenecek]
—Müzik :”Sarı Zeybek”

() İşte bu buhranlı dönemlerde insanımızdaki kurtuluş inancını güçlendirecek birilerine ihtiyaç duyulur. Bunlar öğretmenlerimizdir.

Bilirim çocuklarım tutunacak tek dal benim
Sınıfımın sayısınca bölük bölük yüreğim,
Duyarım söylemeseler de
Çare ararım geceler boyu


Ben mustarip bir öğretmenim ama
Kısa bir yol bilirim güneşe aya,
Bir yol bilirim
Hıçkırıktan kahkahaya,

Yıllardan beridir
Hamamda türkü söyler gibi
En güzel derslerimi
Geceleri veririm yatağımda
Yumurcaklarım beni dinler uzağımda
Hepsi kulak kesilmiş
Sınıf alabildiğine geniş mi geniş…

Geceler benim kara tahtamdır.
Parmaklarım tebeşir,
Ben bir zavallı öğretmenim ama
Fecrimde devler güreşir.
İki öğretmen
Kısa bir yol bilirim güneşe
Bir yol bilirim aya,
Bir yol bilirim,
Hıçkırıktan kahkahaya

- Sen çocuğum… Niye hep camdan bakıyorsun?
- Annem-babam hâlâ kavga ediyorlar mı diye öğretmenim.

- Sen çocuğum… Niye hep gözlerini ovuşturuyorsun?
- Gaz lambasından alıştım öğretmenim.

- Sen çocuğum… Niye hep niye köşeye gizleniyorsun?
- Kardeşim çok ağladı çalışamadım öğretmenim.

- Sen çocuğum… Niye ellerini yıkamıyorsun?
- Kovadaki su donmuştu kıramadım öğretmenim

- Sen çocuğum... Niye hep kaşınıyorsun
- Üzerimde öcüler geziniyor öğretmenim.

- Sen çocuğum... Niye hep kulaklarını kapıyorsun?
- Ablamın öksürük sesleri geliyor öğretmenim.

Derdimizi dedik sana; dert edindin öğretmenim.
Biliriz yüreğin acı acı burkulur.
Çaresizlik bırakmaz yakanı.
Aldırma yoksulluğa öğretmenim.

Paran olmasın varsın cebinde
Her gün biraz daha
Karanlıklar deliniyor gitgide
Güçlüsün,
Yücesin,
Mustafa kemallerce…
Ve Atatürk gülümser öğretmenim,
Sen sınıfa girince…

(öğretmen) Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.


(öğretmen) Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencileri istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

(öğretmen) Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

Kalın sesler korosu –

Ver, ver hiç alma
Böyledir kanunu bu mesleğin
Gün olur seni aralar ama
Kanadında olacaksın meleklerin
Koro --

Kentlerden köylere ışık taşıdınız bir başınıza.
Açar yurdumun bütün çiçekleri elleriniz dokununca
Sizinle uyandık sildik gözlerimizdeki karanlık kirleri
Usun, bilincin yeşerttiği topraklarda savaştık
Dağ deviren, gücünüzle aydınlandı içimiz
Siz, doğruyu gerçeği öğrettikçe mutluyuz –
Sizin tanrısal ışığınız azalmasın üstümüzden
Dikenli, kıraç topraklarda nasıl yaşanır öğrendik

Ezildiniz ama yücelttiniz.
Toplumlar sizinle uyanır bütün zamanlar boyunca
Sizinle yıkanır ilkel varlığımız
Örümcekli yaban düşünceler sizinle ayıklanır
Tutsaklık haklarını kıran sizin usunuz her çağ
Sizsiz özgürlük düşünülemez
Fışkırır gözlerinizden Mustafa Kemal’in ışığı

Kalın sesler korosu –

Ver ver hiç alma
Böyledir kanunu bu mesleğin,
Gün olur seni ararlar ama
Kanadında olacaksın meleklerin.


8.Solo –
Kederinle sevincinle bizdendin
Cümle sevilerin bizlere verdin
Defterimde kitabımda
Bayrak bayrak açıldı memleketim
Bende sana versem derim
Ama yok ki bir şeyim
Benim her şeyim şu küçücük yüreğim
Alır mısın öğretmenim
Koro –
YÜCE AYDINLIĞINDA TERTEMİZ ELLERİMİZ
SANA YALVARIYORUZ TANRIM
İnce sesler korosu –

Işık verdiğin bu ufacık yüzleri kirletme
Bu elleri hep böyle temiz tut
Tebeşirle büyüyen aklığı koru
Çocuklarımızı iyi rüyanla uyut…
Bilirsin neden yaşadığımızı
Türkümüz neden bu kadar güzel bilirsin
—Bir demet papatya bir deste gül-
Üzerlerine serp iyilik tohumlarını
Varsın yavrularımız saadetten delirsin

Koro –

YÜCE AYDINLIĞINDA TERTEMİZ ELLERİMİZ
SANA YALVARIYORUZ TANRIM

 

 

(Arkadan:Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.Öğretmenlerden,e-ğitimcilerden yoksun bir ulus,henüz bir ulus adını alma yeteneğini kazanmamıştır.)

 

Öğrenci (Koro):

 

Biz Atatürk Gençleriyiz.

 

Öğretmen:

 

-Size gülümseyen

Çocukların ruhunda ben varım.

Uzandığınız çiçeklerde ellerim var.

Edirne’den Van’a kadar bu topraklar

Ben Ağrı Dağında rüzgar

Toroslarda çoban kavalıyım

Sarmış benliğimi vatanım.

Damar damar .

 

Öğretmen Korosu:

 

Bir nesil yetiştiriyoruz.

Bu cennet vatanda

Ardahan’dan Edirne’ye kadar rahat uyu Atatürk’üm

Bu nesil bizim ESERİMİZ.

 

Arkadan bir öğrenci:

 

Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.

 

Öğrenci korosu :

 

Senden öğrendik öğretmenim.

 

1. ÇOCUK:

 

Vatan için çalışıp

Vatan için yaşamayı.

 

2. ÇOCUK:

 

Kutlu buyruğu Ata’nın

Çağdaş uygarlığı aşmaya

Senden öğrendik.

 

Koro:

 

Çağdaş uygarlığı aşacağız biz.

Ata’nın ufkuna koşacağız biz.

 

3. ÇOCUK:

 

Ben Öğretmen olmk istiyorum Ben şairimin mısralarında dil,

Genç kızımın gergefinde nakış nakış gül

Aşığımın sazında tel,

Öpülesi bir el olmak istiyorum.

 

Koro:

 

Biz Öğretmen olmak istiyoruz.

 

4. ÇOCUK:

 

Ben çaresizliğin 10. Çocuklendiği yerde ümit,

Korkunun mayalandığı yerde yürek

Güçsüzlüğün güçlendiği yerde bilek (olmak istiyorum)

Koro : Biz öğretmen olmak istiyoruz.

Öğretmen: Öğretmeniz,koşarız gece gündüz ışığa,

Dilimizde açılır bilgi,sanat çiçeği

Sevgi dolu içimiz bu Vatana,çocuğa

Oya gibi işleriz aydınlık geleceği.

 

Öğretmenler Korosu:

 

Başöğretmen Atatürk, O, güneştir.Biz yıldız gösterdiği hedefe ışıl ışıl akarız.

 

Öğretmen :

 

Çağdaşlıkta en üstün yerimizi almaya

Sözümüz var ilk günden,sözümüz var Ata’ya

Yarıştayız son hızda ona layık olmaya

 

Marş :

 

Alnımızda bilgilerden bir çelenk,

Nura doğru can atan Türk genciyiz.

Yer yüzünde yoktur,olmaz Türk’e denk;

Korku bilmez soyumuz.

 

Şanlı yurdum,her bucağın şanla dolsun;

Yurdum, seni yüceltmeye andlar olsun.

 

5. ÇOCUK:

 

Önce sevmeyi öğretmelisin bana

Her güzel şeyin sevmekle başladığını

bildiğin için

 

Öğrenci

 

Korosu:Karda, fırtınada

Ayakta kalmayı öğret bana

Yıkılmayı değil

 

6. ÇOCUK::

 

Okumayı öğret bana

Anlamak,anlatabilmek için

Acımayı öğret

Yanımdaki mutsuzken, gülmenin

anlamsız olduğunu öğret.

 

Öğrenci Korosu:

 

Hepsinden önce, Atatürk’ü

öğret bana ,

Öğret bana ki topraktan çıkan başak gibi savrulayım Sevgili öğretmenim.

 

Arkadan:

 

Toplumların uygarlık düzeyi öğretmenlere verilen değerle ölçülür.

 

7. ÇOCUK:

 

Kimse erişemez , kimse aşamaz seni

Sevgin engin denizlere sığmaz.

 

Öğrenci Korosu:

 

Gurur duyarım seninle

öğretmenim,

Erişilmez dağ,aşılmaz deniz

gibisin

 

4. ÇOCUK:

 

Saçtığın her tohum, kocaman ağaç

olacaktır.

Saracak,çevreleyecek,yüceltecektir

Vatanı.

Öğrenci Korosu:

 

Gurur duyarım,seninle

öğretmenim.

Yedi renk ışık saçan,güneş

gibisin.

 

Arkadan:

 

Gelecek gençlerin,gençler ise öğretmenlerin eseridir.

 

Marş:

 

Candan açtık cehle karşı bir savaş,

Ey bu yolda and içen genç arkadaş!

Öğren,öğret halka hakkı,gürle coş;

Durma durma koş.

 

Şanlı yurdum,her bucağın şanla dolsun;

Yurdum,seni yüceltmeye andlar olsun.

 

Arkadan:

 

Bakın dünyaya bakın!!!

 

8. ÇOCUK:

 

Ne varsa yeryüzünde zanaatten sanata kadar.

 

9. ÇOCUK:

 

Ne varsa insan özünde ilk ateşten atoma kadar.

 

10. ÇOCUK:

 

Ne varsa duygu yüzünde şiirden heykele kadar.

 

11. ÇOCUK:

 

Ne varsa düşünce izinde sözden bilime kadar.

 

12. ÇOCUK:

 

Ne varsa uygarlık sözünde ilkelden en olguna kadar.

 

Öğrenci Korosu:

 

Öğretmen eseri değil mi?

 

Arkadan:

 

Öğretmenler !

Cumhuriyet fikirce, bilimce, fence, bedence güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister.Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır.

 

13. ÇOCUK:

 

Orta çağ karanlıklarını yırtıyorsa ışık zaman anlamlaşıyorsa akıllarda

Çağdaşlaşma, tırmanışa geçmişse

 

Öğrenci Korosu:

 

Atatürk,Atatürk atıyorsa yürekler

Orada bir öğretmen vardır.

 

2. ÇOCUK:

 

Uzaklar yakın yakın olmuşsa

Karanlık veriyorsa aydınlığa yerini

Hayat fışkırıyorsa topraktan

Öfke bir sevgiye dönüşmüşse

 

Öğrenci Korosu:

 

Atatürk,Atatürk atıyorsa yürekler

Orada bir öğretmen vardır.

 

Öğretmen:

 

Açıyorum yoklama defterini

Yeni derslerimize başlamadan önce

Ses versin dün,bugün,yarın

Sınıfımızda görününce

 

4. ÇOCUK:

 

İbni Sina

Burda

 

14. ÇOCUK:

 

Mevlana

Burda

 

1. ÇOCUK:

 

Hacı Bektaşi Veli

Burda

 

15. ÇOCUK:

 

Farabi

Burda

Ayşeler,Fatmalar,Mehmetler

Burda ,burda,burda

Geçmiş,bugün,gelecek

Burda,burda,burda

Başöğretmen,14. Çocuk Kemal Atatürk

Burda biziz burda burda....

 

 

Boş bir sınıf… Bir öğrenci mikrofondan şiiri okur.

Ben bir öğretmenim

Okulların birinde.

Duymayı, düşünmeyi öğretirim,

Derslerimde…

 

Bir söz yağmurudur ders dediğin de

İnsan göklerinden rahmet yerine,

Yağar da yağar.

Benim çocuklarım bu bahçelerde,

Bir yağmur altında ıslanmadılar…

 

Bir yağmur sonrası gelin, seyredin!

Her taraf tepeden tırnağa bahar…

Bulutsuz masmavi dünyalarına

Sevginin, sevincin güneşi dolar!

 

Zil sesi. Öğrenciler sınıfa dağınık bir biçimde girerler. Gürültüyle sıralarına otururlar. En son sınıfa giren bir kız öğrenci ( Nurcan) öğretmenin masasına bir sap çiçek koyar ve en arka sıradaki yerine oturur. Tekrar zil çalar. Öğretmen sınıfa girer. Öğrenciler ayağa kalkar.

 

Öğretmen - Günaydın çocuklar!

( Sınıf bir ağızdan) – Günaydın öğretmenim!

 

(Öğretmen masaya bırakılan çiçeği alır)- Bu çiçeği kim getirdi?

 

( Sınıf sessizdir. Daha sonra herkes birbirine bakarak sorar)- Yok ben getirmedim.

 

- Kim getirmiş?

 

Öğretmen- Mademki getiren kendini göstermek istemiyor, öyle olsun. Açın bakalım ödevlerinizi.

 

( Arkada oturan Nurcan parmağını ürkekçe kaldırır.)

 

Öğretmen- Nurcan , ödevini yapmadın mı yoksa? ( Nurcan cevap verecek olur)

 

Nurcan- Şey öğretmenim… Ben , çiçek…(öğretmen sözünü keser)

 

Öğretmen- Bahane dinlemek istemiyorum. Ödevini yapmak her öğrencinin başta gelen görevidir.

 

( Öğretmen ödevlere bakmaya başlar. Altuğ ile Figen’in defterlerini alır ve çocuklara gösterir.)

 

- Bakın çocuklar! Arkadaşlarınız ödevlerini ne kadar güzel yapmışlar. Yazıları çok güzel. Üstelik dört sayfa yazmışlar. Yedi binlere kadar yazın demiştim. Çoğunuz ödevini eksik yapmış. Ama onlar verdiğim ödevi tam olarak yapmışlar.

 

( Öğretmen bu sırada Nurcan’ın yanına gelir. Nurcan heyecanla ödevini açar ve öğretmenine bakar. Öğretmen Nurcan’ın ödevine bakmadan geri döner ve yerin oturur. )

 

- Çocuklar, bundan böyle ödevini eksik yapanlara ceza vereceğim. Arkadaşlarınız Altuğ’la Figen’i alkışlayın bakalım!

 

( Bütün sınıf arkadaşlarını alkışlar. Bu sırada bütün öğrenciler ve öğretmen hareketsiz kalır. Nurcan ayağa kalkar ve şiiri okur:

 

2

 

Nurcan:

Yedi binlere kadar birer birer yazın dedin.

Parmaklarım tutuldu yazmaktan vazgeçmedim.

Defterine baktın Altuğ ile Figen’in

Dokuz yaprak doldurdum, ödevimi görmedin.

Sana çiçek getirdim dikkatini çekmek için,

Her sabah karşıladım bir gülücük görmek için.

Selam durdum en önde bir “ Günaydın” bekledim,

Okan’a gülümsedin, bana selam vermedin.

Seni sevdim öğretmenim, yine de seni sevdim.

 

(Sınıf canlanır, öğrenciler gürültüyle birbirleriyle konuşurlar. Nurcan uslu uslu yerinde oturur.)

 

Öğretmen- Çocuklar, susun bakalım. Bugünkü konumuz besinler! Söyleyin bakalım besinler insan vücuduna nasıl faydalar sağlarlar?

 

( Sınıfta Nurcan’la birlikte üç öğrenci parmak kaldırır. Öğretmen Hasan’a söz verir)

 

Öğretmen- Hasan sen söyle bakalım.

 

Hasan- Öğretmenim besinler, vücudumuza çeşitli vitaminler verirler . Böylece bizi hastalıklardan korurlar.

 

Öğretmen- Aferin Hasan, bu doğru. Başka ?

 

Aylin- Öğretmenim, besinler bizim büyümemizi sağlar. Ayrıca zekamızı geliştirir.

 

Öğretmen- Doğru Aylin. ( Bu arada Nurcan’ın parmağı hep havadadır)

 

Öğretmen- Çocuklar, bizler bütün besinlerden yeterince almalıyız. Onu yemem, bunu yemem dememeliyiz.

 

( Öğretmen bu arada sırasında uyuklayan Ahmet’e sorar) Söyle bakalım Ahmet, sen kahvaltıda ne yersin?

 

Ahmet- (Esneyerek) Peynir ekmek öğretmenim.

 

Öğretmen- Pekiii öğle tatilinde ne yersin?

 

Ahmet- Peynir ekmek öğretmenim…Annem beslenmeme de peynir ekmek koyuyor. Çünkü peynire para vermiyoruz. Köyden geliyor da…

 

Öğretmen- Çocuklar sizce aynı yiyecekleri yememiz doğru mu?

 

( Bütün sınıf bağırır)- Hayır öğretmenim…

 

Öğretmen- Pekiii, neden? Söyle Ayşe neden?

 

Ayşe- Şey öğretmenim, sonra peynirimiz biter.

 

( Bütün sınıf ve öğretmen güler)

 

Öğretmen- Olur mu kızım, dengeli beslenemeyiz de ondan.

( Ayşe bilmiş bilmiş başını sallar)

 

Öğretmen- Çocuklar, vitaminler deyince ilk aklımıza gelen besinler sebzeler ve meyvelerdir. Söyleyin bakalım kimler bol sebze yiyor?

 

( Bütün sınıf parmak kaldırır.)

 

Öğretmen- Çocuklar, bana kalırsa hepinizin burnu uzadı…( Çocuklar elleriyle burunlarını kontrol eder. Öğretmen gülerek) Hadi bakalım doğru söyleyin... Bu sınıfta en çok sebzeyi kimler yiyor?

 

( Nurcan ve Selim parmak kaldırır. Öğretmen Selim’in başını okşar)

 

Öğretmen- Selim, gerçekten de sebze yer misin? Mesela pırasa?

 

3

 

Selim- Öğretmenim benim bir annem var, hiç et sevmez ve yemez. Tabii bizim evde yemekleri annem yapar. Valla bütün ev halkı meliyoruz. İşimiz gücümüz yeşillik yemek… Arada patates kızartması, hamburger yesek fena mı olur öğretmenim? Bıraksak yakında yoldaki otları toplayıp pişirir annem.

 

Öğretmen- Tek yönlü beslenme yanlış derken bunu da kastettim. Sürekli sebze yemek de doğru değil. Vücudumuzun ete de baklagillere de ihtiyacı var.

 

( Bu arada Nurcan birden bağırır.)

 

Nurcan- Öğretmenim biz de hep sebze yeriz; çünkü et çok pahalı!

 

( Bütün sınıf arka sırada oturan Nurcan’a bakar ve kendi aralarında fısıldaşır. Nurcan utanarak önüne bakar ve yerine oturur.)

 

Öğretmen- Çocuklar özellikle kış aylarında et, süt, yumurta gibi gıdaları daha çok tüketmeliyiz. Eğer tüketmezsek üşürüz ve daha kolay hasta oluruz.

 

( Öğretmen ve öğrenciler hareketsiz kalır. Nurcan ayağa kalkar ve şiirini okur)

Seni sevdim öğretmenim, yine de seni sevdim.

Oyuncağım olsaydı, inansana verirdim.

Sabah ayazda geldim, buzda karda hep geldim,

Çok üşüdüm öğretmenim,”Üşümüşsün” demedin…

 

( Nurcan yerine oturur, sınıf yine canlanır)

 

Öğretmen- Çocuklar, cumhuriyeti ilk kuran kişiler hakkında neler söyleyebiliriz? Biliyorsunuz bu günkü konumuz “Cumhuriyetin Kuruluşu”

 

Ali- Hepsi ölmüştür öğretmenim! ( Bu söze bütün sınıf güler)

 

Öğretmen- Aliii! Gene şaklabanlık yapmaya başladın. ( Bu arada Tolga parmak kaldırır.)Söyle Tolga…

 

Tolga- Onlar bu vatan için ölümü korkmadan göze almış, gece gündüz demeden savaşmış ve bu güzel vatana cumhuriyeti armağan etmiş; başta Atatürk olmak üzere, şerefli Türk büyükleridir öğretmenim! ( Bütün sınıf Tolga’nın bu coşkulu konuşmasını alkışlar.)

 

Öğretmen – Aferin Tolga, çok güzel açıkladın. Sen de anladın mı Ali?

 

Ali_ Anladım öğretmenim.

 

Öğretmen- Peki Ali sana bir soru daha…Vatan nedir?

 

( Ali şaşkın şaşkın öğretmene bakar. Bütün sınıf kıkırdar)

 

Ali- Bilmem, yani biliyorum da nasıl anlatacağımı bilmiyorum öğretmenim…

Öğretmen- Sen söyle Elif, vatan nedir?

 

4

 

Elif- Vatan anamızdır öğretmenim! Ana kadar kutsal, üzerinde yaşadığımız; uğrunda öleceğimiz topraklardır.

 

Öğretmen- Aferin Elif, şimdi söyle bakalım Ali, vatan neymiş?

 

( Ali isteksizce ayağa kalkar)

 

Ali-Vatan Elif’in anasıymış öğretmenim.

( Bütün sınıf kahkahalar atarak güler. Öğretmen de gülmektedir.)

 

Öğretmen- Çocuklar, şimdi zil çalacak. Biriniz tahtayı silsin.

 

( Öğrenciler kalemlerini, defterlerini toplamaya başlarlar. Nurca yerinden fırlar ve tahtayı istekle siler)

 

( Bütün sınıf yine hareketsiz kalır. Nurcan şiirini okur. Bu kez şiirini öğretmeninin etrafında dolaşarak, ona dokunarak okur.)

Kapılarda bekledim, tahtayı hep ben sildim.

Bazen ayakta kaldım, kimi zaman eğildim.

Gözümden yaşlar aktı, kendi kendime sildim.

Sana yakın olmayı bir ben beceremedim…

Şiir verdin Nalân’a, Zühal’in resmini övdün.

Şule’ ye güven verdin, beni hiç mi sevmedin?

Gücensem de öğretmenim, hiç kızmadan, darılmadan,

Arka sıradaki Nurcan BEN, seni seven NURCAN’IN…

 

( Gözünden akan yaşları silerken sınıf canlanır. Tam bu sırada öğretmen Nurcan’ın yanına yaklaşır, başını okşar ve ona masasındaki çiçeği uzatır. )

 

Öğretmen- Çocuklar, ben her gün bu çiçekleri bana Nurcan’ın getirdiğini biliyorum. Ve onu çok seviyorum. En az sizi sevdiğim kadar ya da kendi çocuklarımı… Derslerde başarılı, çalışkan, dürüst bu arkadaşınızı yarın yapacağımız sınıf başkanlığı seçimi için benim adayım olarak belirliyorum. Ne dersiniz?

 

( Bütün sınıf ayağa kalkar ve hep bir ağızdan haykırır._

 

 

Sınıf- Yaşasın yeni başkanımız!( Bu arada Nurcan eliyle yüzünü örter ve sevinçle öğretmenine sarılır. Öğretmen onu kucaklar ve öper. Bütün oyuncular oldukları yerde kalırlar ve alkışlardan sonra seyircinin önüne gelip selam verirler.)

    

 

 

ŞİİRLER

 

BEN BİR ÖĞRETMENİM

Ben bir öğretmenim

Okulların birinde

Duymayı, düşünmeyi öğretirim.

Derslerimde...

 

Bir söz yağmurudur, ders dediğin de,

İnsan göklerinden, rahmet yerine,

Kitaplar dolusu yağar da yağar...

Benim çocuklarım bu bahçelerde,

Bu yağmur altında ıslanmadalar.

Bir yağmur sonrası gelin seyredin,

Her taraf tepeden tırnağa bahar...

Bulutsuz masmavi dünyalarına,

Sevginin, sevincin güneşi doğar.

Böyle çocuklarla dolar her yanım,

Çocuklar kardeşim,

Çocuklar arkadaşım,

Canım…

 

Onlarda toplanmıştır

Geçip giden zamanım,

Bir parıltı görsem gözlerinde,

Bilgiden, anlayıştan yana,

Bir hal olur bana...

Zannedersiniz ki,

Dünyalar benim…

Çocuklar, kitaplar, yazı tahtası

Enine boyuna bütün zamanlar,

Dört duvar arası bir dershanede,

Her dinden her dilden gelmiş insanlar.

Bizimle konuşur hayal ederler,

Bağlanırız kalırız kendilerine.

Hikaye anlatır, şiir söylerler,

Mutluluk üstüne, ümit üstüne…

M.Gündüz GÖKTÜRK

 

ÖĞRETMEN

Dosttur o çalışanla, dosttur o yarışanla

Yarınlara el ele beraber koşanlarla,

Mutludur o, simsiyah saçları olmuşsa ak,

Dünden daha güçlüdür uyanırken her sabah.

      

Doğruya, güzelliğe, odur yolu gösteren

Odur hep geleceğe güvenle gülümseyen.

Bir ana, bir babadır çocuklara sunulan.

Odur eli öpülen, odur fedakâr insan.

 

Sarsılmaz bir inançla görevini sevmekte,

Ömrünü adamıştır milletine hizmette.

Ruhlara şekil veren, kafaları besleyen

Uygarlığa yürürken en öndedir öğretmen.

Nevin EMGEN

BAŞÖĞRETMEN

Atatürk benim,

Başöğretmenim,

Ne öğrendimse,

Ondan öğrendim.

 

Yenilikleri,

Hep o düşünmüş,

Milleti için,

Ağlamış, gülmüş.

 

Çocuk kalbimle,

İlk onu sevdim,

Atatürk benim,

Başöğretmenimdir.

Tarık ORHAN

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM

Sevgili öğretmenim,

İnan sen bir ışıksın.

Yanarsın gece gündüz.

Aydınlatırsın bizi.

 

Doğruyu, güzeli,

Bize sen öğretirsin.

Vatanıma sevgiyi,

Kalbimize sen korsun.

 

Çevreni aydınlatır,

Bir mum gibi erirsin.

Anne - baba gibisin,

Bizi, bağrına basarsın.

Fethi BOLAYIR

ÖĞRETMENİM

Okumayı yazmayı,

Sayıları saymayı,

Güzel resim yapmayı,

Sensin bana öğreten.

 

Büyükleri saymayı,

Küçükleri sevmeyi,

Yurda hizmet etmeyi,

Sensin bana öğreten.

 

Kasabamı, köyümü,

Vatanımı, yurdumu,

Ulusumu, soyumu,

Sensin bana öğreten.

 

DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

Bütün çiçekleri getirin buraya,

Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,

Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer

Bütün köy çocuklarını getirin buraya,

Son bir ders vereceğim onlara,

Son şarkımı söyleyeceğim,

Getirin, getirin… ve sonra öleceğim.

          Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

          Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum.

          Kaderleri bana benzeyen,

          Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,

          Geniş ovalarda kaybolur kokuları…

          Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,

          Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni,

          Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

Ben bir köy öğretmeniyim, bahçıvanım,

Ben bir bahçe suluyorum gönlümde,

Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden

Ne güller fışkırır çilelerinde,

Kandır, hayattır, emektir benim güllerim

Korkmadım, korkmuyorum ölümden,

Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

          Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

          En güzellerini saymadım çiçeklerin,

          Çocukları, öğrencilerimi istiyorum

          Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,

          Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,

          O bakımsız ama kokusu eşsiz çiçek.

          Kimse bilmeyecek seni, beni kimse bilmeyecek

          Seni, beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

Okulun duvarı çöktü altında kaldım,

Ama ben dünya üstündeyim, toprakta.

Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,

Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım.

Yurdumun çiçeklenmesi için, daima yaşadım,

Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.

Şimdi ustum, örtün beni, yatırın buraya,

          Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

          Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

          Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini,

          Bacımın suladığı fesleğenleri,

          Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,

          Avluların pembe entarili hatmisini,

          Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,

          Aman Isparta güllerini de unutmayın,

          Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum

          Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

Baharda Polatlı kırlarında açan,

Güz geldi mi Kop dağına göçen,

Yürükler yaylasında, Toroslarda eğleşen,

Muş ovasından, Ağrı eteğinden,

Gücenmesin, bütün yurt bahçelerinden

Çiçek getirin, örtün beni,

Eğin türkülerinin içine gömün beni.

          Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum

          Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,

          Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum,

          Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,

          Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın,

          Beni bilse bilse çiçekler bilir dostlarım,

          Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,

          Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Ceyhun Atuf KANSU

 

BİRİCİK ÖĞRETMENİM

Öpmek istiyorum hep o şefkatli elleri.

Yerimde sayıyordum alıp geçtin ileri.

Bana hep sen öğrettin o güzel bilgileri.

Benim bilgi kaynağım, sevgili öğretmenim.

 

Hep okulda geçirsem günleri, geceleri,

Daha erken öğrensem harfleri, heceleri.

Sende saklı bulunan o güzel bilgileri,

Ben de almak isterim biricik öğretmenim.

 

İstemez oldum artık vefasız geceleri.

Hep sınıfımda olsam, okusam heceleri.

Atamın önerdiği olmam istenen yeri,

Bana sen hazırladın biricik öğretmenim.

Hakkı ÇEBİ

SELÂHATTİN ÖĞRETMEN

Kınık köyünün büyük beyaz okuluna,

Pencerelerden bir baktım,

Selâhattin öğretmenin sesi geliyordu.

Öğrenciler taş kesilmiş dinliyordu.

Neler diyordu, o duvarlar biliyordu.

Kımıldamadan öyle kaldım,

Okula güneş vuruyordu.

 

O, karşımda dinlendiren aydınlık

Gönlüme vuruyordu bir parçası.

Düşüncemi tuttum, açıklara saldım.

Bir at koşar gibi çayırlarda

Selâhattin öğretmen konuşuyordu.

Köyün kara toprak evleri,

İlerde her şeyden habersiz

Kendi hayatını yaşıyordu.

Talip APAYDIN

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM

Sabahleyin en erken,

Yataktan kalkan benim.

Okuluma koşarken,

Günaydın öğretmenim.

          Her zaman seversiniz,

          Bilgiler verirsiniz.

          Çalış, öğren dersiniz

          Sevgili öğretmenim.

Bu yurdun kızı oğlu,

Tuttuk en aydın yolu

Kalbim sevgiyle dolu,

Hayatım öğretmenim.

          Severek sayıyorum,

          Üzmemek istiyorum,

          Geçiyor böyle günüm,

          Biricik öğretmenim.

 

 

GÜZEL SÖZLER

·        Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.

·        Dünyanın her yanında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakâr ve en değerli varlığıdır.

·        Öğretmen bir sanatkârdır, yarının temelini o attığı gibi, değerli kişilik hamuruna da biçim verir.

·        Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.

·        Gelecek gençlerin, gençler ise öğretmenlerin eseridir.

·        Öğretmen, geçmişin öğreticisi, geleceğin kurucusudur.

·        Toplumların uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.

·        Geleceğin güvencesi eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır.

·         

 

·        Dünyada her şeye kıymet biçilebilir. Ama öğretmenin eserine kıymet biçilemez. (Socrates)

·        Yeryüzünde öğretmenlikten daha onurlu bir tanımıyorum. (Diyojen)

·        Yeryüzünde barışı sağlayacak sihirli değnek analarla öğretmenlerin elindedir. Eğitim demek, vücutta ve ruhtaki güzelliği ve mükemmelliği son mertebesine kadar geliştirmek demektir. (Eflatun)

·        Öğretmenlik bir sanat işidir. Sanatçı geçim sıkıntısı çekerse, ondan yaratıcılık beklenemez. (İ.N.Özgür)

 

                                                            -1-

                  

  ***Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın (kültürün) müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuş